26/06/2008

Türkiye AB için önemli stratejik bir ülke

877c69b43c0c5f24798656349aa2f4d0.jpg
ABHaber

United Press International UPI haber ajansı Türkiye AB ilişkilerini ele alan bir analiz yayınladı.Söz konusu analizde Türkiye'nin AB ve Batı için öneminin altı çizildi. ''Kim demiş Başkan Bush'un Avrupa'da hiç etkisi yok diye? Başkanın Paris'e gidişinin arifesinde ve Avrupa Birliğinden Türkiye'yi üyeleri arasına katmasını isterken, Fransa Parlamentosu, Başkan'ın isteği doğrultusunda harekete geçti. Fransız Senatosunun Dış İlişkiler ve Savunma Komitesi, nüfusu AB toplamının yüzde 5'inden fazla olan bir ülkenin yeni AB üyesi olarak kabul edilebilmesi için Fransa'da referandum yapılması konusunda anayasada değişiklik yapılması önerisini reddetti. Bu girişimin (Ukrayna'yı da etkileyecek olsa dahi) doğrudan Türkiye'yi amaçladığı görülüyor.
Fransız Komitesinin yazılı açıklamasında, değişikliğin, "dost ve müttefik ülke Türkiye'ye karşı gibi algılanabileceği ve bunun da Türkiye ve Fransa arasındaki diplomatik ilişkilerin ciddi zarar görmesine neden olabileceği" ifade edildi. Bu açıklama oldukça hafifti ve bu konuda Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı daha açık olamazdı.

Türk Dışişleri Bakanlığı'nın yazılı açıklamasında, "Bu tür ayrımcı yaklaşımların ikili ilişkilerimize zarar vermesinin yanı sıra, her iki ülkede Türkiye ve Fransa'nın imajlarında ve iki ülkenin halkları arasındaki tarihi dostluk üzerinde olumsuz etki yaratması kaçınılmazdır" denildi. Tartışmalı madde geçtiğimiz ay, Fransız parlamentosunun alt kanadı olan Ulusal Meclis'in anayasa değişiklikleri paketi çerçevesinde kabul edilmişti. Senato'nun oylaması konunun kapanmasını sağlamayabilir ve Senato Genel Kurulu'na getirilerek kurulun oyuna sunulabilir ancak yeterli çoğunluğu sağlayabilmek için Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin ciddi bir çaba göstermesi gerekecek.

Bu ise Sarkozy'ye zor bir seçim sunuyor. Fransız kamuoyu yoklamaları, çoğunluğu Müslüman 73 milyon Türkün 495 milyonluk AB'ye alınmasına karşı olunduğunu gösteriyor. Ancak artık Fransa nüfusunun yüzde 10'unun göçmenler ve onların geleneksel Müslüman ülkelerden gelen çocuklarından oluşması nedeniyle, Avrupa'nın Akdeniz genelindeki Müslüman komşuları ile ilişkileri konusu görmezden gelinemez.

Başkan Bush ve İngilizler, Türkiye'yi kabul etmek için üç temel neden olduğunu ileri sürüyorlar. Birinci neden stratejik. NATO'nun uzun süreden bu yana sadık bir üyesi olan Türkiye, Avrupa ve Batı'nın güvenliği için bölgede anahtar konumundadır. İkincisi ise ekonomik. Avrupa'da doğum oranları düşerken, AB'nin, Türkiye'nin büyük genç işgücüne ve ekonomik büyüme potansiyeline ihtiyacı var. Türkiye'nin kişi başına geliri 5 bin doların biraz üzerinde ve AB ortalamasının dörtte biri düzeyinde bulunuyor. Türklerin kişi başına gelirinin iki katına çıkarılması 400 milyar dolarlık, AB ortalamasına ulaşması ise 800 milyar dolarlık ek bir pazar anlamına geliyor. Bu ise daha fazla Alman Mercedes'inin, İsveç buzdolabının, Fransız parfümünün ve Fin mobilyasının satılması demektir.

Üçüncü neden ise kültürel; Avrupa'nın demokrasi ve refahın geleneksel mutlu karışımının, AB'nin insan hakları ve siyasi özgürlükler, serbest piyasa ve kurumlarıyla ilgili kurallarına uyan Müslüman ülkelere de açık olduğunu göstermesi gerekiyor. İslam'ın demokrasi ve çağdaşlık için engel olmadığını kanıtlayabilecek tek büyük Müslüman ülke, Türkiye. Bu son ifade, AB-Türkiye ilişkilerinin çok ötesinde önem taşıyor ve Doğu'daki Arap dünyası ve Asya'daki Müslümanların yanı sıra AB'nin Kuzey Afrika'daki 150 milyon Müslüman ile ilişkilerinde doğrudan etkili. Tony Blair'in son zirvede mevkidaşlarına dediği gibi, Batı'nın uzun vadede, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede başarılı ve müreffeh bir demokrasi oluşturulmasına yardımcı olmaktan "daha önemli çok az hedefi vardır."

Ancak alt düzeyde konuya Fransa'nın iç siyasi meseleleri müdahil oluyor. Türkiye'yi dışlayan ilk anayasa değişikliği (hükümetteki Müslüman kökenli göçmenlerin sembolik temsilcisi olan) Adalet Bakanı Rachida Dati tarafından desteklemiş ancak Başbakan Francois Fillon'un karşı çıktığı söylenmişti. İktidardaki UMP partisi için bir diğer unsur ise, 1915 yılında vatandaşlarına karşı işlendiğini ileri sürdükleri "soykırımın" sorumluluğunu kabul edinceye kadar Türkiye ile anlaşma yapılmamasında ısrar eden Fransa'daki Ermeni toplumunun gücü ve lobi faaliyetleri. Sarkozy Türkiye konusundaki bu ihtilafı, AB ve Akdeniz genelindeki Müslüman ülkeler arasında daha geniş ve yakın ilişkiler için, dış yardımda daha cömert yeni bir bütçe ve daha yakın ticari bağlar öngören 'Akdeniz Birliği' olarak nitelendirdiği oluşumu ileri sürerek aşmaya çalışmaktadır.

Bu kulağa iyi geliyor ancak bu girişim 10 yıldan fazla bir süre önce başlatılan ve oldukça sınırlı başarı sağlanan özel bir ticaret ve yardım anlaşması olan "Barcelona Süreci" ile denendi. Bunun ötesinde, Türkiye uzun zamandan bu yana kendisine AB ile serbest ticaret imkanı sağlayan bir gümrük anlaşmasına sahiptir. Bu anlaşma Türkiye'nin NATO üyeliğinin yanısıra Sarkozy'nin uzun süredir genişletmek istediği "imtiyazlı ortaklığa" sahip olduğu anlamına gelmektedir. Ve artık Türkiye'nin halihazırdaki ikinci sınıf statüsünün tam üyeliğinin yerini alamayacağını dile getirmesi nedeniyle, diğer Arap ülkelerinin de aynısını söylemeleri kuvvetle muhtemeldir.

Sarkozy'nin planı 15 Temmuz'da başlatılacak ancak geçen hafta 5 Kuzey Afrika ülkesi ve Suriye, Trablus'taki bir zirvede bir araya gelmişler oldukça önemli eleştirilerde bulunmuşlardır. Cezayir bu fikri, İsrail-Arap ilişkilerini normalleştirmenin bir arka yolu olarak Akdeniz Birliği'ne İsrail'in de dahil edilebileceği gerekçesiyle reddetmişti. Libya lideri Muammer Kaddafi ise Sarkozy planını tümüyle "hakaret" olarak nitelendirdi. Kaddafi, "bu bizi aptal yerine koymaktır" dedi ve ekledi: "Biz Brüksel'e bağlı değiliz. Arap Birliğimiz Kahire'de, Afrika Birliği ise Adis Ababa'dadır. Şayet işbirliği istiyorlar ise, Kahire ve Adis Ababa üzerinden gelmeleri gerekir."

Fransız anayasasındaki değişiklikler için nihai söz, üst ve alt meclislerin bir ön oturumda bir araya gelecekleri temmuz ayında söylenecek. Metnin beşte üç çoğunluk tarafından kabul edilmesi gerekiyor. O tarihe kadar Sarkozy, Akdeniz Birliği'ni başlatmış, Başkan Bush Washington'a geri dönmüş ve Türkiye hala Müslüman bir Batı demokrasisi mi yoksa Batı'nın kabul etmediği Müslüman bir ülke mi olduğuna karar vermeye çalışıyor olacak.''

15:15 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

The comments are closed.