04/07/2008

'TÜRKİYE'YE KARŞI TARAFSIZ OLACAĞIZ'

08eeab1bc5b1631fb87c9dbfbed7a502.jpg
AB Dönem Başkanlığı’nı dün devralan Fransa Türkiye’ye karşı tarafsız ve dürüst olma sözü verdi. Önümüzdeki aylarda dört başlık açılabilir. Fransa dün AB dönem başkanlığını Slovenya’dan devraldı. Fransa’nın başkanlığında Türkiye ile ilişkilerin nasıl şekilleneceği merak uyandırırken konuyla ilgili ilk açıklama Sarkozy’nin AB danışmanı geldi. Lamassoure Fransa’nın Türkiye’ye karşı tarafsız ve dürüst olacağını söyledi.

ABHaber’e verdiği röportajda Lamassoure, ‘Fransa Dönem Başkanlığı sürecinde Fransa’nın Türkiye’ye tutumu Sarkozy’nin bir yıl önce açıkladığından farklı olmayacak’ dedi. Fransa’nın, Türkiye’nin tam üyelikle doğrudan ilişkili olmayan tüm dosyaların açılmasını destekleyeceğini, ancak tam üyelikle doğrudan ilişkili olan dosyaların açılmasını engelleyeceğini belirten Lamassoure’e göre önümüzdeki aylarda üç ya da dört müzakere dosyası açılabilir. Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Jean-Maurice Ripert ise, ‘Türkiye AB için çok önemli ve stratejik bir ortak, müzakereler planlandığı gibi devam edecek’ dedi.

TÜRKİYE RİSKİ

Fransız Le Monde gazetesi de Fransa’nın dönem başkanlığına değindiği yazısında Fransa’nın önündeki üç dikenli dosyadan birinin Türkiye olduğuna dikkat çekti. Dünya Ticaret Örgütü ve Akdeniz Zirvesi’nin yanında önemli dosyalardan birisi olarak vurgulanan Türkiye’nin AKP hakkındaki kapatma davası nedeniyle de risk oluşturduğuna dikkat çekildi.

Polonya da yan çiziyor

AB’nin yeni anayasası hükmündeki Lizbon Anlaşması İrlanda’nın ardından, Polonya engeline takıldı. Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski, geçen ay İrlanda tarafından reddedilen anlaşmayı imzalamayacağını açıkladı.

09:47 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

Rehn: Kriz yok, genişleme süreci devam edecek

48917f1bd492cc2406e6702d5e5ce14f.jpg
ABHaber

Avrupa Komisyonu genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, İrlanda’nın “hayır” oyunun bir kriz yaratmadığını, genişleme sürecinin devam edeceğini, bu süreci durdurmanın AB’nin aleyhine olacağını ifade etti. İrlanda referandumu sonucunda Lizbon Antlaşması’nın reddedilmesinden meydana gelen belirsizliklere rağmen gelecekteki genişlemelere yönelik hazırlıkların devam ettirilmesi gerektiğini savunan Rehn, “yaşadığımız bir kriz değil, sadece bir hayalkırıklığı. Zor bir duruma düştük”, şeklinde konuştu. European Voice gazetesine konuşan Rehn, Lizbon Antlaşması olmadan AB’nin genişlemeye devam edemeyeceğini söyleyen Avrupalı liderleri hedef alarak, “bir güven krizi yaratmamalıyız. Genişleme sürecine bu gelişmeler yüzünden zarar vermek AB’nin aleyhine olacaktır” mesajını gönderdi.


Açık-konuşma

Rehn, AB Konseyi’nin 19-20 Haziran’da aldığı kararlarda , Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AP Başkanı Hans-Gert Pöttering’in genişleme konusunda ifade ettikleri şüphelerine odaklanılmadığını belirterek,“zirvede alınan kararlar çok açık orada Batı Balkanlar için açık bir destek veriliyor” dedi. Rehn, genişleme konusunda AB’nin içinden farklı sesler çıktığı zaman tutarlı bir çizgide ilerlemenin zorlaştığını kaydederek “üye ülkeler ortak bir görüşte uzlaşabilecektir. Bugüne kadarki tüm genişleme kararları oybirliğiyle alınmıştır” şeklinde konuştu. Yeni ülkelerin üyeliklerinin kabul edileceği zamana kadar AB içindeki kurumsal sorunları çözmek için vakit olduğunu düşünen Rehn, sürecin en sonuna yaklaşmış olan Hırvatistan’ın bile teknik müzakereleri 2009 sonbaharından önce tamamlayamayacağını hatırlattı.

Teminat

Rehn, AB üyeliği için aday olan ülkelere genişleme politikasının tutarlılığı hakkında güvence verdi. İrlanda’nın “hayır” oyundan birkaç gün sonra Bosna-Hersek ile bir istikrar ve işbirliği antlaşmasının imzalandığını, Hırvatistan ve Türkiye ile yeni müzakere alanlarının açıldığını hatırlatan Olli Rehn, bu gelişmelerin Avrupa’nın kararlılığını yansıttığını kaydetti. Komisyoner, İrlanda’nın oylamasından doğan sorunların sadece üyeliklerin zamanını etkileyebileceğini, kimsenin genişleme sürecinin durdurulmasını istemediğini de belirtti.

İhtiyatlı iyimserlik

Rehn, Bosna Hersek ve Sırbistan’daki son gelişmeler hakkında ihtiyatlı bir iyimserliğe sahip olduğunu kaydederek, “Kosova statüsü sürecini bir şekilde yönetebiliyoruz-belki mükemmel bir şekilde yönetemiyoruz ama bölgesel istikar ve barışı sağlayabiliyoruz” yorumunda bulundu. Rehn Türkiye’ye duyduğu güvenin 2007 yılına göre azaldığını belirterek, “umarım Türkiye yeni krizler yaratmaz, bunun yerine üyelik sürecini hızlandıracak çalışmalara yönelir” şeklinde konuştu. Türkiye’de AK Parti’nin kapatılması konusunda AB’nin mesajının alındığına ve bu mesajı her gün tekrar etmek gereksiz olduğuna inanan Rehn, “AB-Türkiye ilişkilerindeki gerginlikten kurtulabilmek için adil ve kararlı olmalıyız. Türkiye’nin şu anki problemlerini çözmek Türk insanlarına düşmektedir. Ne yazık ki şu anda reformlar üzerinde çalışılmadığını görüyoruz” diye konuştu.

09:45 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

03/07/2008

Fransa'nın Türkiye'ye karşı takınacağı tutum merakla bekleniyor

50f06f638cd37d227d615fabdff783a6.jpg
Kayhan Karaca / Paris

Fransa’nın, AB dönem başkanı olarak Türkiye’ye karşı nasıl bir politika izleyeceği merak ediliyor. Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Nicolas Sarkozy bu tutumunda yalnız değil. Kayhan Karaca'nın haberi... Sarkozy’nin partisine mensup bazı milletvekilleri, Türkiye’nin gelecekteki AB üyeliğinin Fransa’da zorunlu olarak halk oylamasına sunulması için bastırıyor. Bu tartışmalar Fransa’daki Türkiye karşıtlığını yeniden gündeme taşımış durumda. Fransız Meclisi Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Michel Diefenbacher, bu sorunun büyük ölçüde Fransızlar’ın kendisinden kaynaklandığı görüşünde. Diefenbacher şu görüşleri yerine getiriyor: “Fransa'da ne zaman, nüfusu ve Fransa, Türkiye'nin AB üyeliğine soğuk bakıyor ekonomisiyle büyük bir ülkenin AB üyeliği gündeme gelse, Fransa, Türkiye'nin AB üyeliğine soğuk bakıyorFransız toplumu ilk etapta buna olumsuz yaklaşır. 1960'lı yılların sonlarında İngiltere'nin üyeliği için böyle oldu. Bir bakıma Polonya'nın üyeliği için de aynı şey söz konusu. Dolayısıyla Türkiye konusunda da tepkiyle karşı karşıyayız.”
Fransızlar Türkiye’yi tanımıyor

Nicolas Sarkozy'nin Türkiye özel temsilcisi, milletvekili Pierre Lellouche ise Fransız toplumunda Türkiye konusunda derin bir cehalet olduğunu söylüyor. Lellouche, “Fransızlar Türkiye'ye tatile gidiyorlar, otele giriyorlar, belki biraz İstanbul'da Kapalıçarşı’yı geziyorlar, ama Türkiye'yi tanımıyorlar. Türkiye Avrupa'da ve Fransa'da bir imaj çalışması yapmadı. Bu aynen bir seçim kampanyasına benzer. Seçmenlerinize kur yapmanız lazım” diyor.

Bu görüşü paylaşanlardan biri de ana muhalefetteki Sosyalist Parti'nin ağır toplarından, eski Kültür Bakanı Jack Lang. Türkiye konusunda cehaletin büyük payı olduğunu dile getiren Lang, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bazen de budalalığın. Coğrafya, tarih ve kültürü yeterince tanımama var. Türkiye Fransa Cumpurbaşkanı Sarkozy, Akdeniz Birliği kurmak istiyor hakkında konuşanların çoğunlugu bu ülkeyi tanımıyor. Fransa Cumpurbaşkanı Sarkozy, Akdeniz Birliği kurmak istiyorBu ülkenin önemli bir ekonomiye ve olağanüstü bir gençliğe sahip büyük bir kültür ülkesi oldugunu bilmiyor. Fransa’da sayıları 600 bin, 700 bin, 800 bin mi tam olarak bilmiyorum, önemli bir Ermeni topluluğu bulunduğunu da belirtmek gerekiyor.”

İlişkiler gergin

Fransızlar’ın Türkiye'yi yeterince tanımamalarının ötesinde, iki ülke arasındaki ilişkiler son zamanlarda olağanüstü gerginleşmiş durumda. Pierre Lellouche, bu gerginliğin Fransa’ya zarar verdiğini gizlemiyor: “Son aylarda önemli terslikler yaşandı. Bunların en önemlisi “Gaz de France”in Nabucco projesinden dışlanması. Büyük kontratlar ilerlemiyor. NATO’da müttefik olmamıza ve Sarkozy’nin NATO ile yakınlasma çabalarına rağmen iki ülke arasında askeri işbirliğinde zorluklar yaşanıyor. Halbuki Afganistan’da beraber çalışıyoruz, ama ikili düzeyde işler iyi gitmiyor”

Lellouche, son 1-2 yıldır Fransız askeri uçaklarının özel izin olmaksızın Türk Dönem başkanlığı nedeniyle Eyfel Kulesi ışıklandırıldı hava sahasını kullanamadıklarını, Fransız savaş gemilerinin de Dönem başkanlığı nedeniyle Eyfel Kulesi ışıklandırıldıTürk limanlarına yanaşamadıklarını hatırlatiyor. Fakat bunlara rağmen, ülkesinin Avrupa Birliği dönem baskanlığı konusunda zeytin dalı uzatan Pierre Lellouche, “Fransa’nın AB dönem başkanlığı Türkiye karşıtı olmayacak. Fransa cumhurbaşkanı Avrupa’yı ilerleten istikrarlı ve uyumlu bir dönem başkanlığı istiyor. Kimse Fransız dönem başkanlığı sırasında Türkiye konusunda bir anlaşmazlik istemiyor“ diyor. Lellouche, iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi için her iki tarafın karşılıklı jestlerde bulunması gerektiğini de savunuyor.

Kıbrıs ve laiklik

Fransız Senatosu Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanı Josselin de Rohan ise Fransızlar’ın Türkiye konusundaki kararlarında iki konunun ağır basacağını söylemekte. Rohan, “Birincisi laiklik tartışması. Atatürk'ten bu yana Türk devletinin laik olduğunu ve nüfusun önemli bir bölümünün bu ilkeye bağlı olduğunu biliyoruz. Ancak İslami partinin iktidara gelmesinden bu yana laiklik konusundaki gelişmeler, hatta laikliğe çelmeler, kafalarda soru işaretleri yaratıyor. İkincisi ise Kıbrıs sorunu. Kıbrıs, AB üyesi bir devlet. Türk ordusunun Kıbrıs'ta bulunması bir sorun“ diyor.

10:20 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

TÜRKİYE AKDENİZ SÜRECİNİN DIŞINDA KALAMAZ

b2c8b17cd7da65854c1a494338904566.jpg
BM (A.A) - Özlem Şahin Şakar

Fransa'nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Jean-Maurice Ripert, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) için ''çok önemli ve stratejik bir ortak'' olduğunu söyledi. Ripert BM'de, AB Dönem Başkanlığının 6 aylığına Fransa'ya geçmesi dolayısıyla bir basın toplantısı düzenledi ve toplantının sonunda A.A muhabirinin Türkiye'nin AB adaylığıyla ilgili sorularını yanıtladı. Ripert, Türkiye'nin AB için çok önemli ve stratejik bir ortak olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin 13 Temmuz'daki Akdeniz için Birlik zirvesine de bu yüzden davet edildiğini söyledi.


AB'nin genişlemesi konusunda ise Türkiye'nin Hırvatistan gibi katılım sürecinde bulunan ülkelerden biri olduğunu ifade eden Ripert, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'in de birkaç gün önce belirttiği gibi İrlanda'nın AB'nin yeni anayasası sayılan Lizbon Anlaşmasını reddetmesi dolayısıyla sıkıntıda olduğuna işaret etti. Ripert, ''onaylama sürecinde yaşanan sorun çözülene kadar şu anda hiçbir genişleme tartışmasına girmek istemediklerini'' kaydetti.

Jean-Maurice Ripert, genişleme konusunu ekim'de sorunun nasıl aşılacağının tartışılacağı AB zirvesinin ardından yeniden konuşmaya başlayacaklarını da belirterek şöyle konuştu: ''Ben çok iyi biliyorum, Cumhurbaşkanı Sarkozy, 3-4 gün önce (Fransa dönem başkanlığında) Türkiye ile kesinlikle hiçbir şeyin durdurulmayacağını, bloke edilmeyeceğini bizzat söyledi. Müzakereler planlandığı gibi devam edecek.''

Ripert, Akdeniz sürecinin Türkiye'nin AB üyeliğine alternatif oluşturup oluşturmadığı sorusuna ise ''Hayır, biz bunu hiçbir zaman söylemedik. Bu süreç AB ile Akdeniz ülkeleri arasındaki ilişkiler bağlamında zaten var. Eğer bir ülke bir statüden başka bir statüye geçerse bunu hallederiz. Ama Türkiye'nin Akdeniz'in en büyük güçlerinden biri olarak bu süreçte olması gerek. Türkiye Akdeniz sürecinin dışında kalamaz'' karşılığını verdi.

10:18 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

02/07/2008

Fransa'dan Türkiye konusunda çelişkili açıklamalar

0df8e8a79b977162480f02d2042d025f.jpg
Avrupa Dönem Başkanlığı’nı yeni devralan Fransa’dan Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği ve Türkiye’deki siyasi gelişmeler konusunda çelişkili açıklamalar geliyor. Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner AKP hakkında açılan kapatma davasının “Türkiye’nin iç meselesi” olduğunu ifade etmiş ve Fransa'nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Jean-Maurice Ripert, Türkiye'nin Avrupa Birliği için çok önemli bir stratejik ortak'' olduğunu ve müzakere sürecinin devam edeceğini duyurmuştu.

Ancak bu açıklamaların hemen ardından Fransa Cumhurbaşkanlığı'ndan kaynaklar, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nde istemediklerini ve “AKP'ye açılan kapatma davasının Türkiye'nin birliğe uyumu konusundaki şüpheleri kanıtladığını" söyledi.

11:11 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

01/07/2008

İşsizlerin yeni umudu, AB Küreselleşme Fonu

46ab0823ffb7af387c9860d53bd930e0.jpg
Philipp Bilsky

Avrupa Birliği, küreselleşmenin etkileri nedeniyle iş yerleri kapanan çalışanlara, yeni iş bulabilmeleri için kaynak sağlıyor. Küreselleşme Fonu’nda toplanan para 500 milyon Euro’ya ulaşıyor. Finlandiyalı telekomünikasyon devi Nokia, Bochum'daki tesislerini bugün kapatıyor. Nokia Yönetim Kurulu, üretim maliyetlerinin yüksekliğini gerekçe göstererek işletmeyi Almanya’dan, bir başka AB üyesi Romanya'ya taşıma kararı almıştı. Bochum'daki tesisin kapanmasıyla bugünden itibaren işsiz kalan binlerce Nokia çalışanı da umudunu AB'nin küreselleşme fonuna bağladı. Nokia'nın Bochum'daki tesisini kapatmasıyla işsiz kalan binlerce Nokia çalışanı umudunu AB'nin küreselleşme fonuna bağladı


AB'nin “Küreselleşme Fonu” Avrupalı büyük firmaların kısmen ya da tamamen tasfiyesi ve binlerce çalışanını işten çıkarmasıyla devreye giriyor. Bununla amaç, AB bütçesinden işyerini kaybedenlere karmaşık bürokratik uygulamalara başvurmadan destek sağlamak.

AB Komisyonu Sözcüsü Katharina von Schnurbein, amaçlarının, kapanmak üzere olan işletmeleri kurtarmak olmadığını, çalışanların yeni iş bulmalarına yardımcı olmak olduğunu belirtiyor. Von Schnurbein, "Örneğin sağladığımız yardımlar, yeni bir işe girmek için alınması gereken mesleki eğitimin masraflarını ya da çalışanların taşınma harcamalarını karşılamak için kullanılabiliyor. Bu fon doğrudan iş yerini kaybeden çalışanlara ayrılmış durumda” şeklinde konuşuyor.

Yardım için iki şart aranıyor

Brüksel'den yapılan yardımın iki ön koşulu var. Küreselleşme Fonu musluğu ancak, kapanma kararı almış Avrupalı işletmelerin işten çıkardığı personel sayısı binleri buluyorsa ve tasfiye kararının nedeni, küresel gelişmelerin bir sonucuysa açılıyor. Örneğin geçen yıl Siemens'in Almanya'daki işletmelerinde görevli binlerce çalışanı bu fondan yararlandı. Siemens yaklaşık 3 bin 300 kişinin istihdam edildiği cep telefonu üretim tesislerini Tavyanlı BenQ şirketine devretti. Bir süre sonra BenQ iflas edince binlerce çalışan da işsiz kaldı. Küreselleşme Fonundan ancak, kapanma kararı almış Avrupalı işletmelerin işten çıkardığı personel sayısı binleri buluyorsa ve tasfiye kararının nedeni, küresel gelişmelerin bir sonucuysa yararlanılabiliyor. AB Komisyonu Sözcüsü Katharina von Schnurbein, işsiz kalan 3 bin 300 kişiye, yeni meslek eğitimlerinin finansmanı için AB Küreselleşme Fonu’ndan yaklaşık 12 milyon 800 bin euro ödendiğini kaydediyor.

‘Alman hükümetinden talep gelmedi’

AB Küreselleşme fonu şimdiye kadar sadece Avrupa dışına taşınan işletmelerin çalışanları için kullanıldı. Ancak ödemeler, işletmelerin tesislerini Avrupa sınırları içinde nakletmesi durumunda da yapılabiliyor. Nokia'nın Bochum'daki işletmelerinde çalışan binlerce kişi de teorik olarak bu fondan yararlanabilecek. Ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli değil. Federal Alman hükümetinin henüz bu konuda Brüksel'e herhangi bir talepte bulunmadığı kaydediliyor. Komisyon Sözcüsü Katharina von Schnurbein konuyla ilgili olarak, “Sanırım federal hükümet, Bochum'daki çalışanlar için gerekli desteğin sağlandığı görüşünde. Bu yüzden AB'den ilave bir desteğe ihtiyaç duyulmadı” yorumunu yapıyor.

Küreselleşme Fonu için 500 milyon euro ayrıldı

AB Küreselleşme Fonu, bütçede kullanılmayan fonlardan sağlanıyor. Küreselleşme Fonu bütçesi 500 milyon euro azami büyüklüğe sahip. Şimdiye kadar bu meblağın tamamı kullanılmadı. Geçen yıl ocak ayında oluşturulan Küreselleşme Fonu'ndan şimdiye kadar sadece 22 milyon euro tutarında ödeme yapıldı. Küreselleşme fonundan ilk desteği alanlar ise Fransız ve Finlandiyalı çalışanlar oldu.

11:08 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

30/06/2008

“AB değirmeni”nin suyu Almanya’dan geliyor

ff3b3cdf566343d3093e91193441de46.jpg
Deutsche Welle

Avrupa Birliği bütçesine en fazla net katkıyı 9,2 milyar euroyla Almanya’nın yaptığı belirlendi. AB fonlarından 8,43 milyar euro kullanan Yunanistan, 5,4 milyar euroyla en büyük net alıcı konumunu sürdürdü. AB'nin geçen yıl 114 milyar euroyu bulan ortak bütçesine en fazla net katkıyı 9,2 milyar euroyla Almanya yaparken, Yunanistan, 5,4 milyar euroyla en büyük net alıcı olmayı sürdürdü.

AB’nin ekonomik motoru Almanya


Yunanistan'ın üye olduğu 1981 tarihinden itibaren AB'den sağladığı gelir 80 milyar euroyu geçti
AB'nin 2007 bütçe gerçekleşmelerine göre 21,7 milyar euroyla geçen yıl bütçe gelirlerinin neredeyse 5'te 1'ini tek başına sağlayan Almanya, ortak bütçeden sadece 12,5 milyar euro faydalanabildi. Bu durumda Almanya'nın AB'ye net katkısı 9 milyar 226 milyon euro seviyesinde gerçekleşti. Kuruluşundan itibaren AB'nin ekonomik motoru olarak adlandırılan Almanya, geçen yıl da 8,26 milyar euroyla ortak bütçeye en fazla net katkı yapan üye olmuştu. Geçen yıl AB bütçesine ikinci en fazla katkıyı 6 milyar euroyla İngiltere yaparken 4,4 milyar euroyla Hollanda, 3,1 milyar euroyla Fransa ve 2,7 milyar euroyla İtalya ilk 5'te yer aldılar.

Ortak bütçeye verdiğinden azını alan kalan 5 AB üyesi 1,25 milyar euroyla İsveç, 770 milyon euroyla Danimarka, 620 milyon euroyla Avusturya, 206 milyon euroyla Finlandiya ve 43 milyon euroyla Kıbrıs Rum kesimi şeklinde sıralandı.

Yunanistan 27 yılda 80 milyar euro aldı

AB'nin 2007 bütçesine 3,02 milyar euro gönderirken, yapısal fonlar ve ortak tarım politikası başta olmak üzere AB fonlarından 8,43 milyar euro kullanan Yunanistan, 5,4 milyar euroyla en büyük net alıcı konumunu sürdürdü. Bir önceki yıl da ortak bütçeden net 5 milyar euro alan Yunanistan'ın üye olduğu 1981 tarihinden itibaren AB'den sağladığı gelir 80 milyar euroyu geçti. Başka bir deyişle AB her bir Yunanlıya yaklaşık 7 bin 650 euro ödemiş oldu.

Yeni AB üyelerinden Polonya, geçen yıl AB bütçesinden aldığı net 5 milyar euroyla Yunanistan'ı izlerken 2,96 milyar euroyla İspanya, 2,44 milyar euroyla Portekiz ve 1,56 milyar euroyla Macaristan, ortak bütçeden en fazla net katkı sağlayan üyeler oldu.

Belçika milli gelirde ilk sırada

Kişi başına düşen milli gelirde AB'de ilk sıralarda yer alan Belçika ve Lüksemburg, AB kurumlarına ev sahipliği yapmaları nedeniyle personel harcamalarından giren parayla bütçeden net alıcı olmayı sürdürdü. Geçen yıl AB'den Belçika'nın kazancı 1,3 milyar euroyu ve Lüksemburg'un kazancı 1 milyar euroyu buldu.

AB bütçesinden net katkı sağlayan diğer üyeler 773 milyon euroyla Litvanya, 581 milyon euroyla İrlanda, 564 milyon euroyla Slovakya, 554 milyon euroyla Çek Cumhuriyeti, 513 milyon euroyla Romanya, 476 milyon euroyla Letonya, 300 milyon euroyla Bulgaristan, 200 milyon euroyla Estonya, 32 milyon euroyla Malta ve 31 milyon euroyla Slovenya şeklinde sıralandı.

10:50 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

28/06/2008

AB ve Rusya'dan stratejik adım

7d5e6a2ecd1d46de91d605081315c94c.jpg
(DW, Ajanslar)

Avrupa Birliği ve Rusya, uzun tartışmalar sonrasında, yeni bir stratejik ortaklık anlaşmasının müzakerelerine başlama konusunda anlaştı. Rusya’nın Hanti-Mansiisk kentinde düzenlenen Avrupa Birliği-Rusya Zirvesi’nde bir araya gelen taraflar, ortaklık anlaşmasına ilişkin müzakerelere başlama kararı aldı ve ilk görüşmelerin 4 Temmuz’da Brüksel’de yapılacağı ilan edildi. Yeni ortaklık anlaşması, 1997 yılında imzalanan ancak geçen yıl süresi dolan anlaşmanın yerini alacak. Avrupa Birliği üyesi Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya ile enerji ve ticaret alanında yaşadıkları sorunlar nedeniyle, müzakerelerin başlamasını veto etmişti. Varılan uzlaşma, Rusya’da Dimitri Medvedev’in devlet başkanlığına gelmesinin ardından yumuşayan ilişkilerin yeni bir aşamaya taşınması olarak yorumlanıyor.
Gelinen aşamadan memnuniyetini dile getiren Dimitri Medvedev, aralarındaki görüş ayrılıklarını giderdiği için Avrupa Birliği üyesi ülkeleri kutladığını söyledi: “Tutum değişikliği ve gelecekteki ilişkilerimiz için doğru yolu seçme konusunda olumlu perspektifler olduğunu görüyoruz. Uluslararası güncel tehditlere ve güçlüklere tepki gösterebilmek için, AB ile çabalarımızın koordinasyon içinde olması gerektiğini düşünüyoruz.”

AB tarafı da memnun

Avrupa Birliği müzakere edilecek anlaşma ise Rus petrol ve doğal gazının sevkiyatını güvence altına almak istiyor. Birlik açısından enerji güvenliğinin çok önemli olduğunu kaydeden AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Moskova ile varılan uzlaşmadan memnuniyet duyduğunu vurguladı. Barroso, “Aramızda zaman zaman fikir ayrılıkları var. Ancak dürüst olmak gerekirse ben, bu ilişkinin her şeyinden faydalanabileceğimiz kanısındayım, tabii Rusya da aynı şekilde” dedi.

Avrupa Birliği, enerji ihtiyacının yüzde 25'ini Rusya'dan karşılarken, AB de Rusya'nın en büyük ticari ortağı durumunda. AB, bu anlaşma ile Avrupalı yatırımcıların Rusya'daki enerji sektörüne daha fazla girmesine izin verilmesini umuyor ve bunun enerji tedarikinin güvence altına alınmasındaki en önemli unsur olduğunu savunuyor. Rusya da bunun karşılığında Rus şirketlerinin Avrupa piyasalarına daha geniş biçimde girmesi için ayrıcalıklar istiyor. AB Komisyonu Başkanı Barroso, Moskova’dan adım atmasını beklediklerini kaydetti:

“Rusya ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizi yolunda. Ancak ben ticaret konusunda daha fazla potansiyel olduğu inancındayım ve ticaret alanını genişletme yönünde var olan engellere çözüm yolu bulmaya devam etmemiz gerekiyor.”

Ancak ekonomik ilişkiler dışında özellikle insan hakları, ticaret ve rekabet tanımları konusunda taraflar arasında son derece ciddi farklılıklar bulunuyor. Rusya’ya demokrasi konusunda sık sık eleştiriler yönelten Avrupalılar, Medvedev döneminde bu konularda da ilerleme sağlanmasını istiyor. Ayrıca Rusya’nın eski Sovyet ülkelerindeki etkisini sürdürmeye çalışması da, Avrupalıları rahatsız ediyor.

10:20 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

26/06/2008

Türkiye AB için önemli stratejik bir ülke

877c69b43c0c5f24798656349aa2f4d0.jpg
ABHaber

United Press International UPI haber ajansı Türkiye AB ilişkilerini ele alan bir analiz yayınladı.Söz konusu analizde Türkiye'nin AB ve Batı için öneminin altı çizildi. ''Kim demiş Başkan Bush'un Avrupa'da hiç etkisi yok diye? Başkanın Paris'e gidişinin arifesinde ve Avrupa Birliğinden Türkiye'yi üyeleri arasına katmasını isterken, Fransa Parlamentosu, Başkan'ın isteği doğrultusunda harekete geçti. Fransız Senatosunun Dış İlişkiler ve Savunma Komitesi, nüfusu AB toplamının yüzde 5'inden fazla olan bir ülkenin yeni AB üyesi olarak kabul edilebilmesi için Fransa'da referandum yapılması konusunda anayasada değişiklik yapılması önerisini reddetti. Bu girişimin (Ukrayna'yı da etkileyecek olsa dahi) doğrudan Türkiye'yi amaçladığı görülüyor.
Fransız Komitesinin yazılı açıklamasında, değişikliğin, "dost ve müttefik ülke Türkiye'ye karşı gibi algılanabileceği ve bunun da Türkiye ve Fransa arasındaki diplomatik ilişkilerin ciddi zarar görmesine neden olabileceği" ifade edildi. Bu açıklama oldukça hafifti ve bu konuda Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı daha açık olamazdı.

Türk Dışişleri Bakanlığı'nın yazılı açıklamasında, "Bu tür ayrımcı yaklaşımların ikili ilişkilerimize zarar vermesinin yanı sıra, her iki ülkede Türkiye ve Fransa'nın imajlarında ve iki ülkenin halkları arasındaki tarihi dostluk üzerinde olumsuz etki yaratması kaçınılmazdır" denildi. Tartışmalı madde geçtiğimiz ay, Fransız parlamentosunun alt kanadı olan Ulusal Meclis'in anayasa değişiklikleri paketi çerçevesinde kabul edilmişti. Senato'nun oylaması konunun kapanmasını sağlamayabilir ve Senato Genel Kurulu'na getirilerek kurulun oyuna sunulabilir ancak yeterli çoğunluğu sağlayabilmek için Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin ciddi bir çaba göstermesi gerekecek.

Bu ise Sarkozy'ye zor bir seçim sunuyor. Fransız kamuoyu yoklamaları, çoğunluğu Müslüman 73 milyon Türkün 495 milyonluk AB'ye alınmasına karşı olunduğunu gösteriyor. Ancak artık Fransa nüfusunun yüzde 10'unun göçmenler ve onların geleneksel Müslüman ülkelerden gelen çocuklarından oluşması nedeniyle, Avrupa'nın Akdeniz genelindeki Müslüman komşuları ile ilişkileri konusu görmezden gelinemez.

Başkan Bush ve İngilizler, Türkiye'yi kabul etmek için üç temel neden olduğunu ileri sürüyorlar. Birinci neden stratejik. NATO'nun uzun süreden bu yana sadık bir üyesi olan Türkiye, Avrupa ve Batı'nın güvenliği için bölgede anahtar konumundadır. İkincisi ise ekonomik. Avrupa'da doğum oranları düşerken, AB'nin, Türkiye'nin büyük genç işgücüne ve ekonomik büyüme potansiyeline ihtiyacı var. Türkiye'nin kişi başına geliri 5 bin doların biraz üzerinde ve AB ortalamasının dörtte biri düzeyinde bulunuyor. Türklerin kişi başına gelirinin iki katına çıkarılması 400 milyar dolarlık, AB ortalamasına ulaşması ise 800 milyar dolarlık ek bir pazar anlamına geliyor. Bu ise daha fazla Alman Mercedes'inin, İsveç buzdolabının, Fransız parfümünün ve Fin mobilyasının satılması demektir.

Üçüncü neden ise kültürel; Avrupa'nın demokrasi ve refahın geleneksel mutlu karışımının, AB'nin insan hakları ve siyasi özgürlükler, serbest piyasa ve kurumlarıyla ilgili kurallarına uyan Müslüman ülkelere de açık olduğunu göstermesi gerekiyor. İslam'ın demokrasi ve çağdaşlık için engel olmadığını kanıtlayabilecek tek büyük Müslüman ülke, Türkiye. Bu son ifade, AB-Türkiye ilişkilerinin çok ötesinde önem taşıyor ve Doğu'daki Arap dünyası ve Asya'daki Müslümanların yanı sıra AB'nin Kuzey Afrika'daki 150 milyon Müslüman ile ilişkilerinde doğrudan etkili. Tony Blair'in son zirvede mevkidaşlarına dediği gibi, Batı'nın uzun vadede, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede başarılı ve müreffeh bir demokrasi oluşturulmasına yardımcı olmaktan "daha önemli çok az hedefi vardır."

Ancak alt düzeyde konuya Fransa'nın iç siyasi meseleleri müdahil oluyor. Türkiye'yi dışlayan ilk anayasa değişikliği (hükümetteki Müslüman kökenli göçmenlerin sembolik temsilcisi olan) Adalet Bakanı Rachida Dati tarafından desteklemiş ancak Başbakan Francois Fillon'un karşı çıktığı söylenmişti. İktidardaki UMP partisi için bir diğer unsur ise, 1915 yılında vatandaşlarına karşı işlendiğini ileri sürdükleri "soykırımın" sorumluluğunu kabul edinceye kadar Türkiye ile anlaşma yapılmamasında ısrar eden Fransa'daki Ermeni toplumunun gücü ve lobi faaliyetleri. Sarkozy Türkiye konusundaki bu ihtilafı, AB ve Akdeniz genelindeki Müslüman ülkeler arasında daha geniş ve yakın ilişkiler için, dış yardımda daha cömert yeni bir bütçe ve daha yakın ticari bağlar öngören 'Akdeniz Birliği' olarak nitelendirdiği oluşumu ileri sürerek aşmaya çalışmaktadır.

Bu kulağa iyi geliyor ancak bu girişim 10 yıldan fazla bir süre önce başlatılan ve oldukça sınırlı başarı sağlanan özel bir ticaret ve yardım anlaşması olan "Barcelona Süreci" ile denendi. Bunun ötesinde, Türkiye uzun zamandan bu yana kendisine AB ile serbest ticaret imkanı sağlayan bir gümrük anlaşmasına sahiptir. Bu anlaşma Türkiye'nin NATO üyeliğinin yanısıra Sarkozy'nin uzun süredir genişletmek istediği "imtiyazlı ortaklığa" sahip olduğu anlamına gelmektedir. Ve artık Türkiye'nin halihazırdaki ikinci sınıf statüsünün tam üyeliğinin yerini alamayacağını dile getirmesi nedeniyle, diğer Arap ülkelerinin de aynısını söylemeleri kuvvetle muhtemeldir.

Sarkozy'nin planı 15 Temmuz'da başlatılacak ancak geçen hafta 5 Kuzey Afrika ülkesi ve Suriye, Trablus'taki bir zirvede bir araya gelmişler oldukça önemli eleştirilerde bulunmuşlardır. Cezayir bu fikri, İsrail-Arap ilişkilerini normalleştirmenin bir arka yolu olarak Akdeniz Birliği'ne İsrail'in de dahil edilebileceği gerekçesiyle reddetmişti. Libya lideri Muammer Kaddafi ise Sarkozy planını tümüyle "hakaret" olarak nitelendirdi. Kaddafi, "bu bizi aptal yerine koymaktır" dedi ve ekledi: "Biz Brüksel'e bağlı değiliz. Arap Birliğimiz Kahire'de, Afrika Birliği ise Adis Ababa'dadır. Şayet işbirliği istiyorlar ise, Kahire ve Adis Ababa üzerinden gelmeleri gerekir."

Fransız anayasasındaki değişiklikler için nihai söz, üst ve alt meclislerin bir ön oturumda bir araya gelecekleri temmuz ayında söylenecek. Metnin beşte üç çoğunluk tarafından kabul edilmesi gerekiyor. O tarihe kadar Sarkozy, Akdeniz Birliği'ni başlatmış, Başkan Bush Washington'a geri dönmüş ve Türkiye hala Müslüman bir Batı demokrasisi mi yoksa Batı'nın kabul etmediği Müslüman bir ülke mi olduğuna karar vermeye çalışıyor olacak.''

15:15 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

25/06/2008

AB'ye Güven Arttı

a7031d80c8b83addb31204f4c25e6693.jpg
Güven Özalp / Brüksel

Son yapılan bir ankete göre Türkiye'de Avrupa Birliğine duyulan güven arttı. Avrupa Birliği'nin kamuoyu araştırmalarından sorumlu birimi Eurobarometre'nin yayımladığı bir çalışma Türkiye'de AB'ye olan güvenin arttığını ortaya koyuyor. 2007 sonbaharında yapılan araştırmaya göre Türkiye'de AB'ye duyulan güven yüzde 25 düzeyindeydi. Son çalışma ise bu oranın yüzde 6'lık bir artışla yüzde 31'e ulaştığını gösteriyor.
Türkiye, kaydedilen bu artışa karşın, AB'ye güven alanında son sıralarda yer alıyor. AB'ye en az güven duyan ülke yüzde 29'la İngiltere, en çok güven duyulan ülkeler ise Güney Kıbrıs (yüzde 71), Estonya (yüzde 69) ve Belçika (yüzde 68). AB'ye yönelik genel güven artışı, Birlik kurumlarına güveni de artırmış gözüküyor. 2007'nin son araştırmasında Türkiye'nin AB Komisyonu'na duyduğu güven oranı yüzde 17 olarak belirlenmişti. Son yayımlanan belgeye göre ise bu oran yüzde 23'e yükseldi. Türkiye'de Avrupa Parlamentosu'na duyulan güven de yüzde 5'lik bir artışla yüzde 25'e yükseldi.

AB'ye duyulan güven düzeyinde artış yaşansa da üyeliğe verilen destek yüzde 49'a sabitlenmiş durumda. Son üç yılda bu desteğin yüzde 71'den yüzde 49'a gerilediği düşünüldüğünde, son altı ayda destek oranında herhangi bir düşüş yaşanmamış olması olumlu bir gösterge olarak algılanıyor. Türkiye'nin AB üyeliğinden yararlanacağını düşünenlerin oranındaki düşüş trendi yerini yükselişe bıraktı. Bu oran, yüzde 5'lik artışla yüzde 58'e yükseldi.

Rapor, Türkiye'deki iç politikaya yönelik bazı değişiklikleri de ortaya koyan bir özelliğe sahip. 2007'nin son araştırmasında hükümete duyulan güven yüzde 63 düzeyindeydi. Veriler bu oranın yüzde 47'ye gerilediğine işaret ediyor. Benzer bir tablo TBMM açısından da geçerli. 2007 sonunda yüzde 64'lük bir güvene sahip olan TBMM, şu an, hükümet örneğinde olduğu gibi yüzde 47'lik bir orana sahip.

Eurobarometre verilerine göre, Türkiye'de işlerin iyiye gittiğini düşünenlerin oranı yüzde 31'lik bir düşüşle yüzde 17'ye gerilerken "işlerin kötüye gittiğini" düşünenlerin oranı yüzde 35'lik artışla yüzde 72 oldu. Türkiye'de hayatının bir yıl içinde daha kötüye gideceğini düşünenlerin oranında da belirgin bir artış yaşanıyor. 2007 sonunda "Hayatım kötüye gidecek" diyenlerin oranı yüzde 13 olarak belirlenirken gelinen aşamada bu oran yüzde 30'luk artışla yüzde 43'e ulaştı. Türk ekonomisinin daha kötü olacağını düşünenlerin oranı da yüzde 19'luk bir artışla yüzde 44'e yükseldi.

Araştırmaya göre Türkiye'de en önemli sorun yüzde 55'le işsizlik. Yüzde 33'lük düşüşle yüzde 44'e gerileyen terör ise ikinci sırada yer alıyor. Terörü, yüzde 35'le ekonomik durum izliyor.

11:20 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

23/06/2008

AVRUPA, TÜRKİYE'Yİ DIŞLAMA MESAİSİNDE

f0a1a2fd46f33af5c025248e8ff039db.jpg
AB’nin Lizbon Anlaşması’nın tıkanmasını fırsat bilen Sarkozy, ‘Genişleme dursun’ önerisi yaptı. Merkel ile Juncker, ‘Hemfikiriz’ dedi. Genişlemeyi savunan Polonya lideri bile Türkiye yerine Hırvat,Sırp ve Ukraynalıları andı. AB’nin Avrupa Anayasası yerine ikâme ettiği kurumsal reformların çerçevesini çizen Lizbon Anlaşması’nın sandığa götürüldüğü tek ülke İrlanda’da reddi, Britanya ve Çekya’da ise yargıya takılması birliği yine ciddi belirsizliğe sürükledi. Brüksel’de dün biten AB zirvesinde Lizbon Anlaşması ekimdeki liderler zirvesine bırakılırken, sonucu birliğin genişlemesini derinden etkileyecek bu belirsizlik AB’de zaten Türkiye’ye dair çekinceleri olanlara yarayacak.

Zagreb ilk kurban mı?

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, önceki akşam açıkça “Reformlara hayır, genişlemeye evet diyemezsiniz” diyerek Lizbon Anlaşması’nda uzlaşılıncaya dek genişlemenin durmasını önerdi. Hatta salt Türkiye’ye değil Hırvatistan’ın da üyeliğine de karşı durdu. Almanya Başbakanı Angela Merkel dün Sarkozy’yle aynı fikirde olduğunu duyurdu: “Sarkozy’ye katılıyorum. Nice Anlaşması, AB’yi 27 üyeyle sınırlıyor. Lizbon Anlaşması’nın tamamı yerine Nice Anlaşması’nın bir kısmını değiştirmek tasavvur edilemez.” Merkel, 27 ülke tavanının Hırvatistan’ı da dışlayıp dışlamadığı sorulunca, basitçe “Hırvatistan hiç şüphesiz bir ülke” yanıtını verdi. Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ise Hırvatistan’ın İrlanda referandumunun ilk kurbanı olmaması gerektiği uyarısı yapıp, “Sözümüzü tutmalı ve Balkan devletlerine genişlemeye dair yanlış sinyaller yollamamalıyız” dedi.

Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker ise “Genişlemeden yana bir dizi ülkenin Lizbon Anlaşması’na karşı çekinceleri var ama Lizbon’suz genişleme olmaz” diyerek safını seçip ekledi: “Genişleme için oybirliğine ihtiyaç var. Kendi kurumlarıyla ilgili uzlaşamayıp da 28’inci, 29’uncu, 30’uncu ülkeyi kabul eden bir Avrupa çok tuhaf.”

Zirvede genişlemeyi savunanlar dönem başkanı Slovenya, Britanya ve Polonya oldu. Slovenya Başbakanı Janez Jansa, önceki gün birliğin sorunlarının aday ülkeleri mağdur etmemesi gerektiğini belirterek, “Aday ülkeler üyeliğe hazır olana dek çıkış yolu buluruz. Reformlar yüzünden adayları kurban etmemeliyiz” demişti. Polonya Başbakanı Donald Tusk Sarkozy’nin yorumlarının ‘kabul edilemez’ olduğunu söylese bile Türkiye’yi hiç anmadan, “İrlanda’daki referandumun Hırvatistan, Sırbistan ve Ukrayna’nın AB perspektifini imkânsız kılacağı fikri kabul edilemez” dedi. Britanya Başbakanı Gordon Brown genişlemenin süreceğinden hâlâ emin olduğunu söylemekle yetindi. Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Halonen ise, “Panik yapmayın, genişleme sürer. 13 yıldır buradayım, krizler gelir gider” diyerek herkesi teskine çalıştı.

Verheugen topa tutuldu

Brüksel’de hal böyleyken, Almanya’da Merkel’in lideri olduğu Hristiyan Demokrat Birlik partilerinden (CDU/CSU) yetkililer Türkiye’yle müzakerelere nokta konulmasını istiyor. CSU Başkanı Erwin Huber müzakerelerin kesilmesini isteyince, “Türkiye aday ülke, İrlanda’nın ‘hayır’ yanıtının elinde rehin değil” diyen Avrupa Komisyonu’nun eski genişleme sorumlusu Günter Verheugen yerden yere vuruldu. CSU Genel Sekreter Christine Haderthauer “Verheugen’ı görevden alma zamanı geldi de geçti” çıkışı yaptı.

‘Zaten Ankara halleder’

Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert-Pöttering de hem “Hırvatistan’dan sonra genişleme durmalı” dedi hem de sorunu zaten Türkiye’nin kendi kendine çözebileceğini ima etti: “Lizbon Anlaşması’nın İrlanda’da reddi Türkiye ile müzakereyi bitirmez ama AKP kapatılıp Erdoğan yasaklanırsa yeni durum ortaya çıkar. Temel ilkelerimizle bağdaşmaz.”

10:00 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

19/06/2008

Fransa'da Türkiye'ye Destek

b7c419f255c6f37ffff0f6c7de3d3b89.gif
Arzu Çakır / Paris

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine en çok karşı çıkan ülke Fransa'da Türkiye yanlısı sesler yükseliyor. Fransa Başbakanı François Fillon, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine « referandum şartı » getirilmesini öngören Anayasa düzenlemesine karşı çıktı. Bu arada Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatması durumunda Avrupa Birliği 'ilişkilerin dondurularak yanıt verilmesini" tartışırken, dönem başkanı olacak Fransa "bunun Türkiye'nin iç sorunu" olduğunu düşünerek müzakerelerle ilişkilendirilmemesini istiyor. Ancak Elysee Sarayı, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Fransa'dan bir tepki jesti göstermesini istemesi durumunda konunun inceleneceğini belirtiyor.
Türkiye konusu Fransa'nın gündeminden düşmüyor. Ülkenin tüm kurumlarını çağın gereklerine uydurmayı planlayan Anayasa reform paketi Fransız Parlamentosu'nun ardından Senato'da görüşülmeye başlandı. Türkiey'nin Avrupa Birliği üyeliğine « referandum şartı » getirilen maddeyi de kapsayan reformlar üzerinde söz alan Başbakan François Fillon ve Senato Dışişleri Komisyonu Başkanı Josselin Rohan, ayrımcı bir anlayışla Türkiye'yi hedef gösteren referandum şartına ilişkin maddenin geri çekilmesini istediler. Yasanın Senato'ya sunuşunda konuşan Başbakan François Fillon, "Gerçekten, bu kadar sert bir ifadeyle bu konunun Anayasa'ya yazılması gerekiyor mu? Aranızda birçok kişi buna inanmıyor. Ben de sizin gibi düşünüyorum" dedi. Fillon, konunun Hukuk Komisyonu'nda düzenlendiği gibi Cumhurbaşkanı'na bırakılması gerektiğini açıkladı. Maddenin geri çekilmesinde önemli rol oynayan UMP'li Komisyon Başkanı Rohan ise, "Dost ve müttefik Türkiye'yi hedef alan bu ayrımcı ve gereksiz maddenin, iki ülke arasındaki ilişkilere büyük zarar vereceği uyarısında bulundu.

Türkiye'den "Akdeniz için Birlik resti"

Fransız medyası, Başbakan François Fillon'un bu açıklamalarıyla, Türkiye karşıtı milletvekillerine cesaret veren Sarkozy'nin ayakkabısının altına çakıl taşları koyduğunu yazdı. Sarkozy'nin bu tepkiler üzerine partisindeki Türkiye karşıtı milletvekillerini ikna etmek zorunda olduğuna işaret edildi. Zira, Türkiye 13 Temmuz'da Paris'te start alacak Akdeniz için Birlik Konferansı'na katılıp katılmayacağını henüz bildirmedi. Ankara, Fransa'nın anayasaya yazmak istediği ayrımcı madde konusunda adım atmasını bekliyor. Türkiye'nin elinde yalnızca Akdeniz Birliği değil, NATO askeri kanadında da Fransa'ya karşı güçlü kozlar bulunuyor.

Anayasa değişikliğiyle ilgili Senato genel kurulundaki oylama, gelecek hafta başında yapılacak. 23 Haziran Pazartesi'ne kadar sürecek görüşmeler bir hayli tartışmalı geçecek. Zira reform paketinde değişiklik yapılması için 500'ün üzerinde değişiklik önergesi verildi. Anayasa reformu üzerinde Senato'da değişikliğe gidilmesi durumunda paket, bir kez daha Parlamento'ya gönderilecek. Buradaki görüşmelerin ardından Parlamento ve Senato'nun ortak toplanacağı Kongre son kararı verecek. Ancak reform paketinin Kongre'den geçmesi için üye tam sayısının 5'te 3'ünün desteğini alması gerekiyor.

"Fransa AKP misillemesine karşı"

Fransa gündeminin ikinci önemli Türkiye tartışması ise Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatması durumunda Birliğin ne tavır alacağı sorusu... Dünya diplomasinin ağırlıklı gazetesi Le Monde, AKP'nin kapatılması durumunda müzakelerin seyrine ilişkin gelişmeleri analiz etti. Gazete, kapatma kararı alınırsa, AB'nin Genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn'in, ilişkilerin 'bir süreliğine dondurulmasını' istediğini ancak böyle bir kararın Fransa tarafından destek görmediğini yazdı. Fransa, Avrupa Birliği içinde böylesi bir girişimin laik kamptaki AB yandaşları içinde ters etki yaratmasından endişe ediyor.

Daha önce de Le Figaro Gazetesinin Fransız diplomat ve Elysee kaynaklarına dayanarak verdiği haberde yer alan verilere göre Elysee Sarayı, cezalandırma ya da ilişkileri dondurma bir tarafa, uyarıda dahi bulunmak istemiyor. Elysee, AKP'nin kapatılmasının "Türkiye'nin iç işleriyle ilgili olduğunu' düşünüyor, ancak Başbakan Tayyip Erdoğan'ın küçük bir jest talep etmesi durumunda konunun tartışılabileceğini" dile getiriyor. Elysee yetkilileri Le Monde'a, "Biz, Türk demokrasininin bu zor süreçten geçmesine yardımcı olmaya hazırız" açıklamasında bulunuyor. Fransız Dışişleri ise böylesi bir gelişmenin Türkiye ile müzakereleri etkilememesi gerektiği görüşünü ısrarla savunuyor.

Avrupa Birliğinin icra kurulu Komisyon, tartışmalara bakmaksızın Fransa'nın dönem başkanlığı öncesi 2 başlığı daha müzakereye açtı bile. Birlik ile Türkiye arasında açılan başlık sayısı böylece 8'e yükseldi. Fransa ise kendi dönem başkanlığında, 2 ya da 3 başlığı daha müzakereye açmaya hazırlanıyor.

10:10 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

18/06/2008

''Türkiye ile müzakereler durdurulsun''

b4bc1847e98e5d7f6d29f6d5b0b01919.jpg
ABHaber

Alman Hıristiyan Demokrat Birliği Partisi CSU Genel Sekreteri Christine Haderthauer,Türkiye ile müzakerelerin durdurulması çağrısında bulundu. Alman Süddeutsche.de'deki konuyla ilgili haber şöyle: "CSU Genel Sekreteri Christine Haderthauer, Irlandalıların AB Reform Anlaşması'nı reddetmesinin sonucu olarak, Türkiye ile AB'ye katılım müzakerelerinin durdurulmasını talep ediyor. Haderthauer, DDP haber ajansına verdiği demeçte, Lizbon Anlaşması olmadan da Avrupa Birliği'nin şu anki hâliyle sınırlarına dayandığını, bu nedenle de Türkiye ile AB üyeliği müzakerelerini devam ettirmenin 'tamamen yanlış' olduğunu söyledi.
Haderthauer sözlerine, 'Yeni fasılların açılması ağır bir hatadır ve Türk tarafında yanlış beklentiler uyandırmaktadır' diye devam etti. Eş zamanlı olarak Türkiye'nin 'merkezi konularda AB standartlarından hâlâ çok uzak olduğunu' kaydeden Haderthauer, örneğin: kadın-erkek eşitliğinin Türkiye'de sadece 'kağıt üzerinde' olduğunu ifade etti. Ayrıca 'ordunun siyaset üzerinde hâlâ büyük etkisi var' diyen CSU Genel Sekreteri, ayrıcalıklı ortaklığın 'Avrupa ve Türkiye için en iyi çözüm' olduğunu vurguladı. Türkiye'nin bir serbest ticaret bölgesinin parçası olarak dış politika ve güvenlik politikası alanlarında AB ile daha güçlü bir şekilde iş birliğine gidebileceğini kaydeden Haderthauer, ülkenin böylece aynı zamanda 'acilen ihtiyaç duyulan içerideki reformlar için zaman kazanacağını' ifade etti."

14:30 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

AB'nin genişleme politikaları askıya alınmalı

a7dbb9ca61acf47afc05231146bfb550.jpg
ABHaber

İrlanda halkının Lizbon Antlaşması’nı geri çevirmesi üzerine AB'nin genişleme politikaları sorgulanmaya başladı. Alman Hıristiyan Birlik Partileri CDU/CSU yetkilileri yaptıkları açıklamalarda ''genişleme durdurulmalı ve Türkiye ile müzakerelere son verilmesi çağrısında '' bulundular. Romanya ve Bulgaristan'ın üyeliğine bile soğuk yaklaşan Alman Hıristiyan Birlik partilerinin AB politikalarını yürüten siyasiler İrlanda'daki referandumun hesabını Türkiye'den çıkarmaya kadar ileri gittiler. Türkiye'nin üyelik sürecinin durdurulması taleplerini gündeme getiren Alman Hıristiyan Birlik Partileri, Lizbon anlaşması çerçevesinde ortaya çıkan krizden çıkmak için ilk önce genişleme dursun görüşünü dile getirdiler.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert-Pöttering ise , ’Hırvatistan’da AB'ye dahil edildikten sonra, Avrupa Birliği’nin genişlemesi durdurulmalı’ dedi. Aynı istek CSU’dan da geldi ve Eyalet Grup Başkanı Ramsauer, Türkiye ile pazarlıkların durulması gerektiğini ileri sürdü.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen ise, İrlanda’nın Lizbon Antlaşması’na hayır demesinin Türkiye’nin üyeliği ile bağlantısı olmadığını dile getirdi.

14:25 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

06/06/2008

AB'DEN TÜRKİYE'YE 'KİLİT ROL' ÖNERİSİ

bbc5c144a0d15171a290973eeda37dea.gif
Avrupa Parlamentosu'nun ikinci büyük grubu Sosyalistler, Avrupa Birliği'nin Akdeniz ve Karadeniz birliklerinde Türkiye'ye “kilit rol” verilmesini önerdi.

Sosyalist grup başkan yardımcıları Hannes Swoboda ve Jan Marinus Wiersma, Polonya ve İsveç'in ortaklaşa hazırlayarak “Doğu Ortaklığı” projesinin yerine Türkiye ve Rusya'nın da katılımıyla Karadeniz Birliği kurulmasını önerdiklerini açıkladı.

İki sosyalist vekil, Türkiye'nin hem Akdeniz, hem Karadeniz'de birçok ülkeyi etkileyebildiğine dikkati çekti.

10:15 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

AB’de korkutan nükleer alarm

5a50550a81bd37b02443e0cfb0d831b7.jpg
Deutsche Welle

Slovenya'nın tek nükleer santrali Krsko Nükleer Enerji Santrali'nin soğutucusunda meydana gelen sorun, bütün Avrupa Birliği ülkelerini alarma geçirdi. Avrupa Birliği Komisyonu, olayın ardından ECURIE adı verilen Avrupa Birliği Nükleer Erken Uyarı Sistemi'ni kullanarak üye devletleri uyardı, ancak Slovenya makamları reaktörden radyasyon açığa çıkmadığını duyurdu. Slovenya Çevre Bakanlığı olaya ilişkin yaptığı açıklamada, santralin soğutma sistemindeki delik nedeniyle soğutma suyu sızıntısı yaşandığını, bunun tamamen personel hatasından meydana geldiğini ve reaktörün kapatıldığını duyurdu. Tamirat işlemlerine başlamak için reaktörün soğuması bekleniyor.
Slovenya Nükleer Güvenlik Dairesi Başkanı Andrej Stritar, Avrupa Birliği Komisyonu'nun olayın ardından alarma geçmesini ise şu sözlerle değerlendirdi: ''Reaktördeki sorunun soğutucudan kaynaklandığı tespit edildi. Reaktör, olayın hemen ardından kapatıldı. Avusturya'ya tatbikat yapıldığına ilişkin bir haber gönderildi. Bu haberin Macaristan'a ve İtalya'ya aynı şekilde iletildiğini düşünüyoruz, aynı anda Brüksel de durumdan haberdar edildi. Reaktördeki sorun bunu gerektirmediği halde, Brüksel alarm verdi.''

Kaza mı, tatbikat mı?

Slovenya Nükleer Güvenlik Dairesi Başkanı Andrej Stritar daha sonra yaptığı açıklamalarda, yanlış formların kullanıldığını, bu nedenle olayın komşu devletlere tatbikat olarak aktarıldığını belirtti. Avusturya Çevre Bakanı Josef Pröll ise, olayın ''tatbikat mı kaza mı'' olduğunu anlamadıklarını, bunun kafa karışıklığına yol açtığını söyledi. Pröll, Slovenya makamlarının, santral çalışanlarının da çevrenin de zarar görmediğini duyurduğunu söyledi ve ''bu nedenle duygusallığa gerek yok. Ancak, bilgi farklılıklarından kaynaklanan karışıklığı sorgulamak gerekiyor'' şeklinde konuştu.

Krsko Nükleer Santralindeki soruna ilişkin Brüksel'den yapılan açıklamada ise, alarmın bir tatbikat olduğu belirtildi. Avrupa Birliği Komisyonu Sözcüsü Ferran Tarredellas, Avrupa Birliği'nin daha önce erken uyarı sistemini hiç kullanmadığını kaydetti. Avrupa Birliği Acil Radyolojik Bilgi Değişim Sistemi (ECURİE) düzenlemelerine göre, herhangi bir acil nükleer kaza riski ortaya çıktığında, komisyon alarm vermek zorunda.

Çernobil faciası AB’yi önlem almaya itti

Avrupa Birliği'ni nükleer kazalara karşı önlem almaya iten en önemli neden, 1986 yılında meydana gelen Çernobil Faciası. 1987 yılında alınan kararda, Avrupa Komisyonu'nun üye devletleri uyarabilmek için mümkün olduğunca hızlı bir şekilde bütün bilgilere ulaşması gerektiği belirtiliyor. Avrupa Birliği Acil Radyolojik Bilgi Değişim Sistemi, bütün Avrupa Birliği üyelerini nükleer sızıntılara karşı hızlı tepki vermekle yükümlü kılıyor. Avrupa Birliği'ne üye olmak isteyen her ülke, bu sistemin gereklerini yerine getirmek zorunda.

10:15 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

03/06/2008

Türkiye’ye özel statü tanınmalı

1013e0a872dc17a357dc4f6ea4bbf8d5.jpg
ABHaber

27 Mayıs’ta gerçekleşen AB-Türkiye Ortaklık Konseyi sonucunda tarafların resmi pozisyonlarını değiştirmedikleri, her iki tarafın da müzakerelerin başından beri dile getirdikleri söylemleri tekrar ettikleri görüldü. AB dönem başkanı Dimitrij Rupel ve AB genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn üyelik sürecinde iki tarafın da aynı amaçta olduğunu doğrulayarak Türkiye’nin reformlarını hızlandırması ve Kıbrıs’a uygulanan kısıtlayıcı rejime son vermesi gerektiğine dikkat çektiler. Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ise Türkiye’nin tek amacının tam üyelik olduğunu vurgulayarak müzakerelerin yavaşlamasının tek sebebinin Türkiye’nin reform sürecini yavaşlatması olmadığının, AB’nin politik nedenlerle bazı dosyaların açılmasını engellemesinin de bu süreci yavaşlattığının altını çizdi.
Avrupa Hareketi başkanı Fransız Sylvie Goulard müzakerelerin sonunda herhangi bir AB ülkesinin Türkiye’nin üyeliği için ulusal bir referandum düzenlemekten kaçınması gerektiğini, çünkü bu durumda Türk halkının aşağılanmış hissedeceğini ifade etti.

Aralık 2004’te ve Ekim 2005’te tüm AB ülkelerinin Türkiye ile müzakere sürecinin başlaması için olumlu yönde oy verdiklerini hatırladığını ifade eden Goulard, Avrupalıların bu üyelik hakkında duydukları şüpheleri dile getirdi. En önemli endişenin kültürel farklılıklar olduğunu kaydeden Goulard, bugüne kadar AB’ye üye olan hiçbir ülkenin bu kadar yüksek nüfusa sahip olmadığını, Türkiye’nin üyeliğinin AB’deki tüm dengeleri yerinden oynatabileceğini belirtti.

Goulard ”Bu büyük ülke kurumsal oyunlara dahil edildiği zaman Avrupa projesinden geriye ne kalacak? Ortak politikaları nasıl finanse edeceğiz? Türkiye’nin üyeliğini en çok savunan ülkeler aynı zamanda bütçenin arttırılmasına da karşı çıkıyor. Türkiye’nin üyeliği AB’nin bağlarını gevşetecek ve bizi temel hedeflerimize ulaşmaktan alıkoyacaktır. Türkiye’ye merhaba demek ortak tarım politikasına, ulusal dayanışma politikalarına, sosyal Avrupa’ya ve Avrupa vatandaşlarına hoşçakal demektir” şeklinde konuştu.

Slyvie Goulard Türkiye’nin üyelik antlaşmasını imzalamadan önce, sürecin sonuna gelinmeden önce AB27’nin bir araya gelerek bu konular üzerinde tartışılması gerektiğini ifade etti. Goulard, Türkiye’nin Avrupa’nın stratejik bir ortağı olduğunu, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin zayıflatılmaması gerektiğini, bu sebeple Türkiye’ye özel statü tanıyacak ve yeterli derinlikte olacak bir anlaşma imzalanması gerektiğini savundu.

Avrupa Parlamentosu Hristiyan Demokratlar Grubu üyesi Jacques Toubon da benzer açıklamalarda bulundu. Türkiye Raporunu hazırlayan Hristiyan Demokratlar Grubu üyesi Ria Oomen Ruijten’in analizine katıldığını, ancak Avrupa’nın çabaları sonucunda Türkiye’nin değişeceğine inanmadığını belirten Toubon, Türkiye’nin AB’ye üye olmak yerine bölgesel güç olma rolünü koruyacağı ve bu sırada AB’nin de kimliğini kaybetmesinin engelleneceği bir özel statü antlaşması imzalaması gerektiğini ifade etti.

10:40 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

02/06/2008

Brok:AB’nin Genişleme konusunda frene basmasını tavsiye etti

4498c48d7c130f34f6ad86835ad66835.jpg
ABHaber, 01-06-2008

Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Genişleme raportörü Alman Elmar Brok, genişleme adımlarının acele atılmaması gerektiğini söyleyerek, AB dışındaki işbirliğine ağırlık verilmesini tavsiye etti. Alman Hristiyan Demokrat Elmar Brok bu bağlamda, geçmişten ders alınması gerektiğini söyleyerek, Türkiye'nin reformlar konusunda kaydettiği ilerlemeyi de eleştirdi.
Avrupa Komisyonu, AB'ye yeni üye olan Bulgaristan ve Romanya'ya hala AB standartlarından uzak olduklarını söylüyor. Brok, bu yüzden artık yalnız bütün AB kriterlerini yerine getiren ülkelerin, AB'nin de yeni üyeler kabul edecek durumda olması halinde Birliğe alınması yolunda çağrıda bulunuyor.

Brok’un kaleme aldığı raporda AB'nin dış politika ve ekonomi alanlarında iyi çalışabilmesinin ve üyelerinin çıkarlarını koruyabilmesinin gerektiği belirtiliyor. Brok, ayrıca Birliğin doğusundaki ülkelerin üyelik perspektifine sahip olabilecek olgunlukta olmadıklarını vurguluyor.

Brok, Türkiye için de böyle bir modelin yeterli olacağı görüşünde. Türkiye konusunda bazı yanlış anlaşılmalar olduğu duygusuna kapılan Brok, buna örnek olarak 301. maddede yapılan değişikliği gösteriyor. Brok, 'Türklük' deyiminin yerine 'Türk ulusu' sözcüklerinin konmasının (hakarete yine hapis cezası getiriliyor) yeterli olmadığını belirtiyor."

10:45 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

26/05/2008

AB Rusya ile ortaklık engelini aşıyor

bc4f54b831722a1a0d60683e7d1cbf81.jpg
Ajanslar

AB dışişleri bakanları Rusya ile ortaklık anlaşması imzalanması yönünde adım atıyor. Anlaşma ile ilgili müzakerelerin Haziran ayında başlaması bekleniyor. AB iki yıl süren tartışmalardan sonra Rusya ile yeni bir ortaklık oluşturmayı öngören anlaşma konusunda ilerleme sağlıyor. Bugün Brüksel'de biraraya gelecek olan AB Dışişleri Bakanları, Rusya ile yeni bir ortaklık anlaşması imzalanmasına yönelik müzakerelerin önünü açacak bir karar alacak.
Anlaşma geçen yıl sona ermişti

AB ile Rusya arasında 1997 yılında imzalanan işbirliği anlaşmasının geçerliliği 10 yıllık süreden sonra geçen yıl sona ermişti. Rusya'nın Polonya'dan et ihracatına ambargo koyması nedeniyle Polonya da 2006 yılında Rusya ile yeni bir anlaşma imzalanmasını engellemişti. Ancak Polonya'nın şimdiki Dışişleri Bakanı Radoslav Sikorski, yeni hükümetin görüşmeleri bundan sonra engellemeyeceği sözünü verdi.

Litvanya'nın talepleri

Polonya'nın yanı sıra Rusya ile anlaşmaya karşı çıkan bir başka ülke ise Litvanya'ydı. Litvanya Rusya'dan 2006 yılında durdurduğu Litvanya'ya doğalgaz sevkiyatına yeniden başlamasını istiyor. Litvanya ayrıca Güney Kafkasya'da özellikle Gürcistan'dan ayrılmak isteyen Abhazya ve Güney Osetya ile yaşanan sorunun yeniden görüşülmesini, Sovyetler Birliği döneminde işlenen insanlık suçlarının da takipçisi olunmasını talep ediyor.

AB Dışişleri Bakanlarının Litvanya'nın bu taleplerinin de anlaşmaya eklenmesinin kararlaştırılması halinde, bugünkü görüşmelerde Rusya ile müzakere sürecinin başlanması kararının çıkmasını bekliyor. Gözlemciler Litvanya'nın taleplerinin ağır olduğunu ancak Rusya ile anlaşma imzalanmasının ön koşulu olmadığının altını çiziyor.

Müzakereler Sibirya'da yapılacak

AB, Rusya ile imzalamayı hedeflediği yeni ortaklık anlaşmasıyla, hem Rusya'dan petrol ve doğal gaz sevkitayını güvence altına almayı, hem de iki tarafın yatırım olanaklarını genişletmeye ağırlık vermesini istiyor. Ancak sözkonusu anlaşmada terörle mücadeleden, kültürel alışverişe kadar farklı alanlardaki işbirliğine yer verilecek. Toplantıdan uzlaşma kararı çıkarsa, AB ile Rusya yeni ortaklık anlaşması için müzakerelere Haziran ayında Sibirya'da yapılacak AB-Rusya Zirvesi'nde resmen başlayacak.

Doğu ülkeleriyle işbirliği

27 AB ülkesi Dışişleri Bakanının toplantıda ele alacağı bir başka önemli konu ise Doğu'daki ülkelerle ortaklığın arttırılması. Polonya ve İsveç özellikle Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Moldovya ve Ukrayna ile birliğin işbirliğini arttırmasını öneriyor. Polonya ve İsveç'in bu öneriyi dile getirmesinin arkasında Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini de kapsayacak Akdeniz Birliği projesine karşı oluşları yatıyor. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile Polonya Dışişleri Bakanı Radoslav Skirski, AB'nin stratejik olarak büyük öneme sahip olduğunu dile getirdikleri bu beş ülke ile bir ortaklık anlaşması imzalaması gerektiğini savunuyor. Bu anlaşma beş ülke ile AB arasında serbest ticaretin önünü açacağı gibi vizeyi de kaldıracak. İsveç ve Polonya Doğu'yla yapılacak bu işbirliğinin Sarkozy'nun önerdiği Akdeniz Birliği projesi gibi birliğe ekstra mali yük getirmeyeceğine de dikkat çekiyor.

Kosova misyonu

Dışişleri Bakanları toplantıda Kosova'da barış ve güvenliği sağlamayı amaçlayan AB polis ve adalet misyonu EULEX misyonunu da masaya yatıracak. AB Kosova'ya şimdiye dek sadece 300 polisle hukukçu gönderebildi. Kosova'da yeni Anayasa 15 Haziran'a kadar yürürlüğe girerse, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un da sözkonusu misyona gerekli yetkiyi vermesi bekleniyor.

Savunma bakanları Afganistan'ı görüşecek

Brüksel'de biraraya gelecek AB savunma bakanları ise Afganistan'a gönderilen polislerin desteklenmesi konusunu görüşecek. Afganistan'a 230 polis gönderen birlik bu sayıyı arttırmayı planlıyor.

12:15 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

20/05/2008

Türkiye, AB’nin Taklit Mallar Listesinde

c57d5b3f89d92aaa5f23e5cabdb002ae.jpg
Güven Özalp / Brüksel

Avrupa Birliği Komisyonu, Birlik ekonomisi açısından ciddi bir tehdit oluşturan taklit ürünler konusunda 2007 elde edilen verileri yayımladı. Rapora göre Çin, taklit ürünler alanında ilk sırada yer alıyor. Avrupa Birliği Komisyonu, 2007’de gümrüklerde ele geçirilen taklit ürünlerle ilgili istatistiklerini yayımladı. Komisyon verilerine göre geçtiğimiz yıl Avrupa Birliği’nin dış sınırlarında taklit ürünlere yönelik olarak 43 bin el koyma operasyonu gerçekleştirildi. Bu operasyonlarda el konulan ürün sayısı ise 79 milyon olarak belirlendi. Avrupa Birliği Komisyonu’na göre 2006’da 128 milyon olan bu sayının düşmesinde, ele geçirilen taklit sigara, cd ya da dvd’lerin sayısındaki azalma etkili oldu.
Bu tespite karşın 2007’de ele geçirilen taklit ürünlerde ilk sırayı yüzde 34’ün üstünde bir oranla sigara, ikinci sırayı ise yüzde 22’yle tekstil ürünleri alıyor. Raporun önemli bir unsurunu ise Türkiye’nin taklit ürünler konusunda bir çok ülkeyi geride bırakması oluşturuyor. Taklit ürün alanında Türkiye’nin öne çıktığı ana sektörleri “gıda maddesi ve içecek”, “kozmetik ve kişisel bakım ürünleri” ile tekstil oluşturuyor.

Komisyon’un istatistiklerine göre Türkiye, “gıda maddeleri ve içecek” alanında sahte ürünlerin ana kaynağı olarak gösteriliyor. Bu alanda ele geçirilen malların yüzde 45.92'sinin geldiği Türkiye’yi Çin izliyor. Ele geçirilen taklit ürün bağlamında 2006’ya göre yüzde 264’lük bir artışın kaydedildiği kozmetik ve kişisel bakım ürünleri alanında ana kaynak olarak yüzde 32.11'le Gürcistan gösterilirken yüzde 28.68'le Türkiye ve yüzde 15.86'yla Çin bu ülkeyi izliyor. Tekstil alanındaki taklit ürünlerin ana kaynağı Çin olurken, spor giyim ve hazır giyimde Türkiye bu ülkenin ardından 2. sırada yer alıyor. Giyim aksesuarlarında ise Türkiye, Çin ve İtalya'nın ardından 3. sırada yer alıyor. Türkiye, daha düşük yüzdelerle olmakla birlikte, ayakkabı, elektrikli ürünler ve sigara sektöründe de AB tarafından hazırlanan listede ilk 10'da bulunuyor.

AB’nin taklit ürünlerin artmasından en fazla kaygı duyduğu alanlar arasında yer alan ilaç sektöründe ise ana kaynak olarak İsviçre, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başı çekiyor. İlaç alanında ele geçirilen taklit ürünlerdeki artış oranı yüzde 51 olarak belirlendi.

AB Komisyonu’nun vergilendirmeden sorumlu üyesi Laszlo Kovacs, Çinli yetkililerin taklit ürünler konusunda artan işbirliğinden memnun olduğunu kaydetse de Birlik gümrüklerinde ele geçirilen malların yüzde 57.92'sini Çin kaynaklı ürünler oluşturuyor. Verileri değerlendiren Kovacs, “Taklit ürünler sağlığımız ve ekonomimiz açısından ciddi bir sorun olmayı sürdürüyor” dedi.

11:45 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

09/05/2008

AB'de 1 milyona yakın insan sinemaya gitmiş

74820001f3d1f0f80f3762d9abd6f27e.png
Avrupa Görsel İşitsel Gözlemevi, 2007’de Avrupa Birliğindeki 27 üye ülkede toplam 921 uzun metrajlı filmin yapıldığını ve 919 milyon sinema biletinin satıldığını tahmin ediyor. Geçen yıla kıyasla, AB’de sinemaya gidenlerin sayısında yüzde 1,3’lük bir düşüş yaşandı. Avrupa Görsel İşitsel Gözlemevi tarafından yapılan basın açıklamasında, bu rakamların mevcut geçici verilere dayandığı belirtildi.
2007’de yapılan filmlerle ilgili olarak, bu veriler ilk kez iki yeni AB üye devletini, Bulgaristan ve Romanya’yı da kapsıyor ve eski rakamlar bu değişikliği yansıtmak için uyarlandı. Uyarlanan rakamlara dayanarak, Avrupa’da tamamen ulusal ya da çoğunluğu ortak üretim olan film yapımlarında her yıl yüzde 1.1 ve 2003’ten beri yıllık ortalama olarak yüzde 5.1’lik (754 uzun metrajlı film) bir artış kaydedildi.

Genel gelişim temel olarak ulusal yapımlardan kaynaklandı. Ulusal seviyede film yapımları 2003’te 543’den 2007’de 711’e yükseldi. 2007’de bir AB’ne üye devlet tarafından ortak yapılan toplam 210 filmle birlikte uluslar arası ortak film yapımları yıl ve yıl sabit kaldı. Fransa, İspanya ve İtalya’daki artan film yapımları genel artışa önemli oranda katkıda bulundu. Öte yandan Macaristan ve İsveç yapımı filmlerin sayısında azalma görüldü.

Sinemaya katılım sayısıyla ilgili olarak, rakamlar, 2007’de 919 milyon biletin satıldığını gösteriyor. Buna göre, sinemaya gidenlerin sayısında 2006 yılına (932 kişi) kıyasla yüzde 1.3’lük bir düşüş kaydedildi.

11:05 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this

01/05/2008

AB 301'deki Değişiklikten Memnun

8029e42d7b8c528aa336c887b47af72d.jpg
Avrupa Birliği, Türk Ceza Kanununda yapılan değişiklikleri memnunlukla karşıladı. Birliğin dönem başkanı Slovenya, değişikliği “ifade özgürlü yolunda atılmış yapıcı bir adım” olarak tanımladı. Yapılan açıklamada değişiklerin etkili biçimde uygulanmasının beklendiği de vurgulandı. Türk Ceza Kanunu’nun 301’nci maddesinde değişiklik öngören teklif, dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 65’e karşı 250 oyla kabul edildi.
Yapılan değişiklikle artık Türklüğe hakaret değil Türk milletine hakaret suç sayılacak. Yasada “Türklük” ibaresi “Türk Milleti;” “Cumhuriyet” ibaresi de “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirildi. Yeni şekliyle, 301’nci maddeye göre, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, en fazla 3 yıl yerine 6 aydan en fazla 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 301’nci maddesi kapsamında soruşturma yapılması Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlandı. 2002 yılından bu yana, 301’nci maddeden 745 kişi mahkum olurken, bin 481 dava açıldı.

09:45 Posted in 17-AB | Permalink | Comments (0) | Email this