20/08/2008
Filografi Sanatı ?

Çivi ve Tel… İkisinin maharetli ellerde şekillendiği bir el sanatı; filografi…
Çivilerin arasından tellerin geçirilmesi ile objelere estetik görünüm kazandırılması işlemi olarak tanımlanan filografide, belli örgü teknikleri kullanılarak hat yazıları, simetrik desenler, amblemler, çiçekler ve çizgi film karakterleri panolar haline getirilebiliyor. Yeteri kadar uygulanmadığı için giderek yok olan bir sanattır.

10:11 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
19/08/2008
Sırbistan'da 'Medine'nin Mücevheri' toplatıldı

Kitabın 1000 kadar Sırpça baskısının yapıldığı ve kitapçılara gönderildiği bildirilmişti. Ancak kitabı dağıtan Sırp şirketi BeoBook kitapçılardan, Medine'nin Mücevheri'ni raflarından kaldırmalarını istedi. Şirketin, ülkedeki Müslüman liderlerin baskısı üzerine böylesi bir karar aldığı belirtiliyor. BeoBook şirketi yetkililileri, kararları sonrası, Sırbistan'da yaşayan Müslümanlardan da özür dilediler. Sırbistan'da, Müslüman cemaatinin önde gelen isimlerinden müftü Muammer Zukorliç Medine'nin Mücevheri adlı kitabı, büyük tepki çeken Muhammed Peygamber'in karikatürleriyle kıyasladı.
Muammer Zukorliç, B 92 Televbizyonu'na yaptığı açıklamada, Medine'nin Mücevheri'ne atfen, "Bu, tüm Müslümanların kutsal değerlerine saygısızlık için içinde herşeyin yapıldığı bir çalışmadır" dedi. Kitabın yazarı Sherry Jones Muhammed Peygamber'in eşiyle harika bir aşk hikayesi olduğunu, Muhammed Peygamber'e saygısızlığının söz konusu olmadığını söylüyor.
12:45 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
14/08/2008
'Filistin'in hafızasına' veda

Cenaze töreninin yapıldığı Ramallah kentinde hayatın durduğu, büyük kalabalıkların tabutun geçişini beklediği belirtiliyor. BBC'nin kentteki muhabiri Alim Makbul, her yaştan ve sınıftan Filistinli'nin şairle kişisel bir bağları olduğunu hissettiğini, hikayelerini kendilerinin anlatamadığı bir şekilde anlatan bu adamla gurur duyduğunu söylüyor. Derviş, Teksas eyaletindeki Houston'da geçirdiği açık kalp ameliyatından sonra ölmüştü. Naaşı Ürdün üzerinden askeri helikopterle Filistin'e götürülüyor.
AFP ajansına göre Derviş'in naaşını Amman'da 26 kişilik bir birlik karşıladı; Filistin Kurtuluş Ordusu'ndan 12 subay tabutu omuzlarında taşıdı. Yarım saat süren törene Ürdün Kralı Abdullah adına Prens Ali Bin Nayif katıldı.
Arafat'ın konuşmasını yazdı
BBC'nin Ramallah'ta konuştuğu bir Filistinli, Mahmud Derviş'i "O Filistin'in hafızasını simgeliyor" sözleriyle anlattı.
"Sonuçta hepimizin insan olduğu ve insanlık adına ortaklaşa çalışmamız gerektiği mesajını vermeye çalıştı."
Mahmud Derviş'in şiir dinletilerine binlerce kişi katılırdı. Ayrıca pek çok şiiri bestelendi; siyasi konuşmalarda kullanıldı. Muhabirimiz Alim Makbul'e göre kimi dizeleri artık günlük hayatın parçası oldu. Derviş son dönemlerde Filistinliler arasındaki ayrılıkları sert bir dille eleştiriyor, birbirlerine yaptıkları kötülüklerin, dış bir gücün yaptığı kötülüklerden kat kat kötü olduğunu söylüyordu. Yaser Arafat'ın 1974'te BM'de yaptığı ünlü konuşmayı da o yazmıştı: "Bugün bir zeytin dalını ve özgürlük savaşçısının silahını taşıyarak geldim. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin."
11:15 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
11/08/2008
Soljenitsin'in ardından

Yaşlılar ona hayrandı. Orta yaşlılar genelde saygılı ama mesafeliydi, görüşlerinin artık modasının geçtiğini düşünüyordu. Gençlerin çoğu ise hiç tanımıyordu, hatta ismini bile duymayanlar vardı. Cenaze töreni, yaşarken tarihe geçmiş bir insana yakışan görkemde değildi. Oysa, 20 yıllık sürgünden Rusya’ya dönüşü muhteşem olmuştu Aleksandr Soljenitsin’in... Özlediği ülkesini, insanlarını daha yakından tanımak için Rusya’nın en doğusundan trene binmiş, yedi hafta sonra Moskova’da inmişti. Yıl 1994’dü. Sovyetler yıkılmış, Rusya piyasa ekonomisine geçmek için çırpınıyor, ülke kaosa koşuyordu.
Yeltsin ve yakın çevresi yıktıklarının yerine yenisini nasıl koyacaklarını bilemiyor, devletin yağmalanmasına engel olamıyor, ahlaki çürümeyi durdurmaya kimsenin gücü yetmiyordu. Soljenitsin gördüklerinden sarsıldı, düşlediği ülke bu değildi.
ABD'yi şok eden 'özgürlük savaşçısı'
Sovyet toplama kamplarındaki dehşeti anlattığı “Gulag Takımadaları” yayınlanınca Sovyet iktidarı onu apar topar ülkeden kovmuştu. Batı ise “Özgürlük Savaşçısı” diye hemen bağrına basmıştı. Savaşçı olmasına savaşçıydı ama özgürlüğe pek fazla düşkünlüğünden söz edilemezdi.
Soljenitsin gelenekçi bir yazardı
1974 yılında Harvard Üniversitesi’nde Amerika’daki aşırı özgürlükçü ortamı eleştirmesi boşuna değildi. Amerikalılar konuşmadan şoke olmuştu. Aslında bunda bir gariplik yoktu. O; gelenekçi, Ortodoks Kilisesi’ne sıkı sıkıya bağlı, Batı’ya kuşkuyla yaklaşan, Rusya’nın kendi yolunda ilerlemesini isteyen, Slav üstünlüğüne inanan, monarşizme hatta kimilerine göre faşizme eğilimli bir edebiyatçı, tarihçi, toplum bilimci ve felsefeciydi.
Gorbaçov’la yıldızı hiç barışmamıştı, çünkü ”hesapsız” politikalarıyla Sovyetleri o yıkmıştı. Yeltsin’den de fazla hoşlanmazdı, çünkü Rusya’yı kaosa götüren "beyinsizce” reformları o yapmıştı. Sovyetlerdeki baskıcı sistemle uyuşmadığı için “vatan haini” ilan edilmişti ama 20 yıl sonra döndüğü ülkesine de de uyum sağlayamıyordu.
Manevi değerler piyasa ekonomisinin altında kalmıştı. Rusça yabancı dillerin boyunduruğuna girmişti. Ona göre Kazakistan, Rusya’ya ait olması gereken topraklara kurulmuştu. NATO Rusya’yı kuşatmaya çalışıyordu. Yeltsin’i devirecek bir harekete kalkışacağını düşünenler bile vardı. Hatta, Rusya’ya gelişini zamanında Humeyni’nin İran’a dönüşüne benzetenler de oldu ama o düşkırıklığı içinde köşesine çekildi. Artık ne kitapları, ne de görüşleri ilgi çekiyordu.
Yine de yazmaya devam etti. Yazmak onun için bir misyon gibiydi. Geçmişte, yazdıklarının içeriği üslubunun önüne geçmişti. Bu nedenle aslında iyi bir edebiyatçı olmadığını iddia edenler de vardı. Yeltsin’den almadığı devlet ödülünü Putin’in elinden alması kuşkusuz tesadüf değildi: O Rusya’yı yeniden yaratmıştı. Putin’in KGB’de, yani Soljenitsin’in hayatından 20 yıl çalan örgütte eskiden başkanlık yapmış olması ise kaderin garip bir cilvesiydi.
13:24 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
07/08/2008
Shakespeare'in 'ilk tiyatrosu' bulundu

Londra Müzesi sözcüsü uzun bir süredir, bu alanda The Theatre adı altında bir açıkhava tiyatrosunun bulunduğunu bildiklerini ancak yerinin şimdiye dek tam olarak saptanamadığını kaydetti. The Theatre'da, genç William Shakespeare'in The Lord Chamberlain's Men oyuncularından biri olarak sahneye çıktığı ve ilk oyunlarını da bu tiyatroda sahnelenmek üzere yazdığı düşünülüyor. Arkeolojik kazıda, tiyatronun ilk halinin tuğla temelleri olduğuna inanılan bölümlere rastlandığı ve bunun, son yıllardaki en heyecan verici bulgu olduğu belirtiliyor.
Londra Arkeoloji Müzesi'nin üst düzey arkeologlarından Jo Lyon, bulunan kalıntıların günümüz insanlarına, Shakespeare'in izinden gitme olanağı sağlamasının yanısıra, Londra'nın ebedî sırlarından birinin ışığa çıkarılmasına da kapı açtığını söyledi.
10:39 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
06/08/2008
'Soljenitsin gericiydi'

"Soljenitsin'in hala yaşadığından haberim bile yoktu. Üzücü haberi aldığımda bu yüzden, hani, 'Jeanne D'Arc öldü duydun mu?' demişler gibi oldum. Ne hissedeceğimi bilemedim. Cesareti ve etkisi büyüktü kuşku yok, ama kitaplarını pek okuyan olduğunu sanmıyorum."
"Bir de tabii kafamı karıştıran şeylerden biri, Batıda, en şahininden, ne kadar Bush yanlısı muhafazakar varsa, hepsinin, ölümü ardından, Soljenitsin'e hayranlıklarını ilan etmesi oldu.
Ama onu, asıl diğer bazı baskı ve zulüm mağdurları ve muhaliflerinden ayıran başka bir şey daha vardı. Amerika'da yaşamaya başladığı yıllarda Amerika'yı Vietnam'ı bombalamaya devam etmeye çağırmıştı. Uluslararası Af Örgütünü fazla liberal bulmuş, Rusya'da demokrasiye karşı çıkmış ve İspanya'da general Franco'yu alkışlamıştı."
Independent'da Mark Steel, Soljenitsin'in ölümü ardından karmaşık duygularını böyle dile getirirken, bugün, Guardian'da yazar Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci Anne Applebaum da "Soljenitsin'in kim olduğu değil ne söylediği önemli. Milyonlarca Rus onu okudu ve kendini buldu. Çünkü doğru olduğunu bildikleri şeylerdi bunlar" diyor.
11:35 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
23/07/2008
SAHNEDEN İNDİ...

Tiyatrocu yönü hep daha ağır basan sanatçının rol aldığı sayısız Türk filminden biri de Filiz Akın ve Ayhan Işık'la birlikte oynadığı Kadın Berberi'ydi.
10:25 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
21/07/2008
Louvre müzesine Suudi sermayeli bölüm

Fransa'nın başkenti Paris'in dünyaca ünlü turistik ve kültürel mekânlarından olan Louvre müzesinde Suudi sermayesiyle "İslami Sanat" bölümü açılıyor. Resmi açılışının 2010 yılında yapılması öngörülen bölümün temel atma töreni Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Suudi Arabistan kralı Abdullah'ın yeğeni prens El-Velid bin Talal bin Abdülaziz El Saud tarafından yapıldı. Louvre müzesi içinde 3 katlık ve 6 bin 500 metrekarelik bir alanda inşa edilecek İslami Sanat bölümü için toplam 86 milyon Euro harcanacak
Louvre müzesi içinde 3 katlık ve 6 bin 500 metrekarelik bir alanda inşa edilecek. İslami Sanat bölümü için toplam 86 milyon Euro harcanacak. Bu miktarın 20 milyon Euro'luk bölümü Fransız devleti, 17 milyon Euro'luk bölümü ise Suudi prens El-Velid bin Talal bin Abdülaziz El Saud tarafından şahsen karşılanacak. Finansmanın geri kalan bölümünün ise değişik fonlardan karşılanacağı söyleniyor.
Fransa'nın medeniyetler çatışmasına karşı olduğunu söyleyen Sarkozy, İslam adına fanatizmin İslam'dan sapmak olduğunu dile getirdi. Temel atma töreninde bir konuşma yapan Nicolas Sarkozy, İslam'a övgüler yağdırdı. Fransa'nın "Arap ülkelerinin dostu" olduğunu söyleyen Sarkozy, İslam dininin de dünyanın en eski ve en prestijli medeniyetlerinden birinin taşıyıcısı olduğunu ifade etti.
Fransa'nın medeniyetler çatışmasına karşı olduğunu söyleyen Sarkozy, İslam adına fanatizmin İslam'dan sapmak olduğunu dile getirdi. Sarkozy, "İslam adına öldürmek İslam'ı ayaklar altına almaktır. İslam adına kadın haklarına saygı duymamak İslam'ı çiğnemektir" şeklinde konuştu.
Sarkozy, Arap ülkelerinin sivil ve barışçıl amaçlı nükleer enerji konusunda Arap ülkelerine yardım etmeye hazır olduğunu da bildirdi.
10:19 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
05/06/2008
Can Yücel' den

Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içerisinde, Herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette tabuttan doğruluyorsunuz, Yaşlı, olgun, ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, Aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev… Altmışlı yaslara kadar garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor, Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda el pençe divan...vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz. Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade..... Aman ne güzel günler başlıyor... Derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya çıkmış, 'fazla çalıştın' diyor 'artık eve dön, isi bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun...' Keyfe bakar misiniz ? Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık.... Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, 'evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna' Diyorlar.. Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile Temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır. Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yasıyorsunuz. Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. Ve günün birinde müthiş keyifli bir geceyle hayatiniz bitiyor... ; )
14:30 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
23/05/2008
'Çığlık' yeniden müzede

Lawrence Pollard / BBC Sanat MuhabiriEdvard Munch, duygusal yönü ağır basan eserleriyle 20. yüzyıl başlarında ekspresyonizm akımının doğuşuna katkıda bulunan bir ressam. "Çığlık" tablosunu da 1893'te yapmıştı.
Norveçli ressam Edvard Munch'ün ünlü tablosu, "The Scream" ya da Türkçe adıyla "Çığlık'', dört yıl sonra yeniden sanatseverlerin karşısına çıkacak. 2004 yılında Oslo'daki Munch müzesinden çalınan "Çığlık", 2006 yılında bulunmuş, ancak bu sürede gördüğü hasar nedeniyle onarım sürecinden geçirilmişti. Tabloda, sırtını batmakta olan güneşe vermiş, parmaklıklara yaslanan, ağzı korku ve dehşetle açık, avuçlarıyla doğadan gelen sonsuz çığlığa karşı kulaklarını kapamaya çalışan bir insan figürü yer alıyor.
''Çığlık", hastalık, ölüm, hüzün, acı, kaygı gibi temaları işlediği eserler serisinin parçası. Bu eser, sanatsal yönü kadar çalınmasıyla da ünlü.
Suyla temas etmişti
Birden fazla "Çığlık" tablosu bulunuyor. Oslo Ulusal Galerisi'nden çalınan "Çığlık", 1994'te bulunmuştu. Bugün yeniden sanatseverlerin karşısına çıkan "Çığlık" ise, Munch Müzesi'nden, 2004 yılında çalınmış, iki yıl sonra da bulunmuştu. Bulunduğunda, tablonun suyla temas ettiği anlaşılmıştı. Onarım çalışmaları tamamlandı. Eser, tamamen olmasa da, üzerinde çalındığı günlerden kalan bazı izlerle yeniden; ama bu kez çok daha yoğun güvenlik önlemleri altında müzedeki yerini bugün alıyor. Eserin, uluslararası mafyanın talimatıyla değil, yerel suç grupları tarafından çalındığı sanılıyor.
Diğer kayıp tablolar
Sanat eserlerinin mali değerleri dev boyutlara ulaştıkça, sanat hırsızlığı giderek daha çekici bir suç haline geliyor, müzeler de, güvenlik önlemlerini arttırabilmek için kaynak bulmakta giderek daha fazla zorlanıyor. Ancak, yabancılaşma ve sefaletin çarpıcı simgelerinden biri haline gelen "Çığlık", havaalanlarında uygulanan güvenlik önlemlerine benzer yöntemlerle korunacak. Bugün itibariyle çalınmış sanat eserleri arasında yüzlerce Picasso, kırk Van Gogh, onlarca Rembrandt ve yine yüzden fazla Renoirs tablosunun bulunduğu sanılıyor.
12:30 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
Sanatın yeni adresi 5 galerili Mısır Apartmanı..

Fototrek, Galerist, Galeri Nev, Ura ve Casa Dell'Arte. Kimi Nişantaşı'nın eğlence merkezine dönüşmesinden rahatsız olmuş, kimi daha büyük bir galeriye ihtiyaç duymuş, kimi de bu apartmanın bir sanat eseri olduğunu düşünerek burada galeri açmayı tercih etmiş. Sanat anlayışları farklı bu beş galerinin tek bir apartmanda toplanması, burayı sanatseverlerin en önemli adreslerinden biri haline getiriyor.
12:20 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
15/05/2008
İstanbul Modern, 18 Mayıs’ta

İstanbul Modern Sanat Müzesi, Müzeler Haftası kapsamında, 18 Mayıs Pazar günü ziyaretçilerine kapılarını ücretsiz olarak açıyor. Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından “Uluslararası Müzeler Günü” olarak kabul edilen 18 Mayıs, UNESCO tarafından tüm dünyada “Müzeler Günü” olarak ilan edildi. Ülkemizde ise 1982 yılından bu yana 18-24 Mayıs tarihleri arasında “Müzeler Haftası” kutlanıyor. İstanbul Modern, Uluslararası Müzeler Haftası çerçevesinde geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da sanatseverlere 18 Mayıs Pazar günü gece saat 23.00’e dek ücretsiz olarak müzeyi ziyaret etme olanağı sunuyor.18 Mayıs Pazar günü sanatseverler İstanbul Modern’de “Tasarım Kentleri” ve “Modern Deneyimler” sergilerinin yanı sıra “Sessiz Direniş- Rus Fotoğrafında Resimsellik” fotoğraf sergisini görebilecek. 8. Video Programı “İşgal Altında”yı ve “Tasarımın Üç Hali” başlıklı sinema programını izleyebilecek. Saat 17.00’de “Modern Deneyimler”, saat 19.00’da ise “Tasarım Kentleri” sergisi ücretsiz olarak rehberler eşliğinde gezilebilecek. Çocuklar ve gençler, Genç İstanbul Modern etkinliğine ve ayrıca aileleriyle birlikte “Kentin Genç Tasarımcıları” başlıklı yaratıcı ve eğlenceli eğitim programında gerçekleşen Ailece Sanat etkinliğine katılabilecekler.
Sanatseverler İstanbul Modern’in Süreli Sergiler Salonu’nda yer alan ve dünya tasarım anlayışını değiştiren en önemli sanatçıların yapıtlarını bir araya getirerek, 19.yüzyıl ortalarından günümüze kadar tasarım tarihini yansıtan “Tasarım Kentleri” sergisini görme olanağı bulacaklar. Londra Tasarım Müzesi işbirliğiyle gerçekleşen serginin küratörlüğünü Londra Tasarım Müzesi Direktörü Deyan Sudjic üstleniyor. 1851’den 2008’e dek yedi kente odaklanan ve mimariden endüstriyel ürünlere, mobilyadan grafik tasarıma, modadan otomotive uzanan geniş bir yapıt seçkisini içeren sergide, 64 tasarımcının 109 yapıtı, 7 markanın 12 ürünü yer alıyor.
Müzenin üst katındaki Sürekli Sergiler Salonu’nda sergilenen “Modern Deneyimler” sergisinde, 19.yüzyıldan başlayarak Osmanlı ve Türk sanatında farklı modernizm görünümleri, tema-kavramlarla modern sanat tarihimizde yer edinen imgeler ve sanatçı odaları ile kişisel deneyimler, üsluplar ve alternatif anlatımlar sunuluyor.
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nde "SESSİZ DİRENİŞ-Rus Fotoğrafında Resimsellik" sergisinde 18 Rus fotoğrafçının, 1898’lerden 1940’lara uzanan süreçteki üretimlerinden toplam 194 adet orijinal baskısı (vintage print) ile 20. yüzyılın ilk yarısına farklı bir ışık tutan en seçkin yapıtları görülebilir.
Ayrıca 18 Mayıs Pazar günü saat 18.00’de “Modern Deneyimler”, saat 20.00’de ise “Tasarım Kentleri” sergisi ücretsiz olarak rehberler eşliğinde gezilebilecek.
Video Alanı’nda, küratörlüğünü Paolo Colombo’nun üstlendiği “İşgal Altında” başlıklı 8. Video Programı ile Anna Gaskell, Miranda July ve Rosemarie Trockel’in yoğun psikolojik mekânların varlık ve yoklukla nasıl işgal edildiklerini gösteren video yapıtları izlenebilir.
İstanbul Modern Sinema’da, “Tasarım Kentleri “sergisine paralel olarak "Tasarımın Üç Hali" başlığıyla, yönetmen Gary Hustwit’in "Tüm zamanların en iyi yazı karakteri seçilen Helvetica" üzerine yaptığı ilk uzun metrajlı belgeseli "Helvetica" (2007) ve Nathaniel Kahn’ın, 20.yüzyılın en büyük sanatçılarından bir olarak kabul edilen babası mimar Louis I.Kahn’ın çarpıcı yaşamöyküsü ve yarattığı eserler üzerine gerçekleştirdiği, 2004 yılında En İyi Belgesel Film dalında Oscar adayı olan "Mimar Babam: Bir Oğlun Yolculuğu" (2003) ve Dijital Film Festivali Resfest’in Best of By Design seçkisi gösterilecek.
6-16 yaş arası çocuk ve gençler, Genç İstanbul Modern programının üçüncüsü "Dokunduğum Dünya"da mimari, tasarım, gıda endüstrisi ve plastik sanatlarda kullanılan 60 çeşit yumuşak malzemeyi dokunma ve görme duyuları aracılığıyla tanıma olanağı bulabilirler. Çocuklar, ayrıca aileleriyle birlikte “Kentin Genç Tasarımcıları” başlıklı yaratıcı ve eğlenceli eğitim programında gerçekleşen Ailece Sanat etkinliğine katılabilirler.
İSTANBUL MODERN
Meclis-i Mebusan Cad. Liman Sahası
Antrepo No:4 Karaköy - İSTANBUL
Tel: 0-212-334 73 00
www.istanbulmodern.org
11:48 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
19/03/2008
Arthur C. Clarke öldü
Eserleri arasında "2001: Uzay Macerası" da olan, ünlü bilim kurgu yazarı Sir Arthur Clarke 90 yaşında öldü. Arthur C. Clarke Sri Lanka'da yaşıyordu. Arthur Clarke, Stanley Kubrick'in yönettiği aynı adlı unutulmaz filmin senaryosunu da yazmıştı. Milyonlar satan 100'den fazla kitap yazan Clarke'ın, geçirdiği solunum rahatsızlığı sonucu Sri Lanka'da öldüğü açıklandı.Sir Arthur Clarke, iletişim uydularının icadına önemli oranda katkıda bulunmuş bir yazardı. Clarke, kendisiyle yapılan söyleşide, bu fikrin aklına nasıl geldiğini anlatmıştı. "Televizyon yayınları ikinci dünya savaşından hemen önce başlamış ancak kısa süre içinde durmuştu. Yayınların kapsadığı alansa, dünyanın eğiminden dolayı sınırlıydı, 10-20 mili geçmiyordu. Ben de bunun üzerine bir şeyin farkına vardım: Eğer uzaya, içinde verici olan bir uydu yerleştirebilirseniz, dünyanın yarısına yayın yapabilirsiniz."
Arthur Clarke bu görüşünü içeren bir yazıyı Wireless World dergisine göndermiş, kendisine yazı karşılığı 5 sterlin ödenmişti. Yazı ise milyonlarca sterlinlik bir sektörün kapısını açmıştı. Clark, henüz 50'li yıllarda romanlarında uzay mekiklerinden, süper bilgisayarlardan, hızlı iletişimi sağlayan özel sistemlerden söz ediyordu. 1940'larda da, insanoğlunun 2000'e kadar aya ulaşacağını savunmuş, o dönem kimse kendisine inanmamıştı.
Ay'a 1969'da ayak basıldı. Sir Arthur Clarke, 1956'da, sona eren evliliği sonrası Sri Lanka'ya yerleşmişti. En büyük zevkleri, scuba dalışı yapmak ve masa tenisi oynamak olmuştu. 1998'de, 13 yaşında bir kız cinsel tacizde bulunmakla suçlanmış, o nedenle kendisine şövalye ünvanı verilmesi ertelenmişti. Arthur Clarke suçlamayı reddetmiş, yapılan soruşturma sonucu aklanmasının ardından, 2000'de ünvanına kavuşmuştu. Clarke'ın ilerleyen yaşı ve çocuk felci sonrasının sendromları yüzünden bedeni güçsüzleşmişti.
Ünlü bilim-kurgu yazarı, ömrünün yaklaşık son 13 yılını çoğunlukla tekerlikli sandalyede geçirdi. Ancak 80'li yaşlarında dahi, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'yla, bilgisayar yazılım devi Microsoft, onun geleceğe yönelik vizyonunun ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordu.
11:42 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this
05/03/2008
FBI arşivinde 'Jagger'a suikast planı'
1969'daki olaylı konserde bir genç bıçaklanmıştıEski bir FBI ajanı, BBC'ye Rolling Stones grubunun solisti Mick Jagger'ın 40 yıl önce bir suikast girişiminden kurtulduğunu anlattı. BBC'nin İngiltere'de yayın yapan istasyonlarından Radyo 4'te yayınlanacak bir program için yapılan mülakatta, FBI ajanı Hells Angels adlı motorsikletli çetenin Mick Jagger'ı öldürmeyi düşündüğünü söyledi.
"FBI 100 yaşında" adlı dizi için yapılan mülakatta Mark Young, çetenin 1969 yılında Jagger'ın New York'un Long Island semtindeki evine denizden ulaşmaya çalıştığını, ancak bir fırtınanın teknelerini alabora ettiğini anlattı.
Young, çetenin şarkıcının konserlerinde güvenliği sağlama işi ellerinden alındığı için Jagger'ı hedef aldığını söyledi.
Hells Angels çetesi Jagger tarafından işe alınmıştı. Ancak California'daki Altamont Speedway'de bir konser sırasında bir gencin bıçaklanarak ölümü ardından Jagger fikrini değiştirdi.
Sunucu Tom Mangold bu planları sonradan öğrenen FBI'ın bu girişimi ciddi kabul ettiğini söyledi.
Jagger'ın bu girişimden haberi olup olmadığı bilinmiyor. Sözcüsü ise bu konuda bir açıklama yapmadı.
Mark Young'ın anlattığına göre, "Yanlarına silah ve adam alan çete mensupları Long Island'a gitmek için tekneyle yola çıktı, ancak bir fırtına koptu ve bulundukları tekne neredeyse battığı için canlarını zor kurtardılar. Ancak bundan sonra geriye dönüp planı yeniden uygulamaya çalışmadılar."
12:04 Posted in 05-...SANATLAR | Permalink | Comments (0) | Email this

