15/08/2008
Peki kan grupları ne işe yarıyor?

Dünyada kan gruplarının dağılımı :En eski kan grubunun "0" grubu olduğunu belirtiliyor. "Herkes 0 grubuyken insanlar çok küçük bir alanda yaşıyorlardı, aynı yemeği yiyor, aynı organizmaları soluyorlardı ve bu yüzden değişim gereksizdi. Ancak nüfus arttığında ve göçler hızlandığında değişimler ivme kazandı. Sonrasında gelişen A ve B gruplarının geçmişi ancak 15 bin - 25 bin yıl öncesine uzanıyor. AB grubu ise çok yenidir."
0 RH pozitif Her 100 kişiden 40´ı
0 RH Negatif Her 100 kişiden 7´si
A RH pozitif Her 100 kişiden 34´ü
A RH Negatif Her 100 kişiden 6´sı
B RH Pozitif Her 100 kişiden 8´i
B RH Negatif Her 100 kişiden 1´i
AB RH Pozitif Her 100 kişiden 3´ü
AB RH Negatif Her 200 kişiden 1´i
0 grubu "avcı", A grubu "çiftçi", B grubu "göçebe" ve AB grubu "modern" olarak değerlendiriliyor
Kan gruplarına göre kişilik tahlili
0 grubu: Kendine güven, cesaret.
A grubu: Sinirli ve hassas.
B grubu: Uyumlu ve yaratıcı.
AB grubu: En çekici ve ilginç...
En cesur ve güçlü " 0" grubu
Bu kan grubu taşıyan herkes gücü, dayanıklığı, kendine güveni, cesareti, sezgiyi ve tanrı vergisi bir iyimserliği genetik hafızalarında taşırlar.Melodik mizaç özelliğine sahiptirler. Bunlar yaşamın tadını en iyi çıkaran, dünya nimetlerinden en geniş biçimde yararlanan kişilerdir. Hayati bir melodi gibi yaşar ve kavrarlar.
İçinde bulundukları ortama çok iyi uyum gösterirler. Tüm insanlarla ve bütün varlıklarla anlaşırlar. Onlara ters düşmeden, olumlu ilişkiler kurmayı başararak yaşarlar. Bu engin uyum düzeni içinde, önlerine sunulan olanaklardan rahatlıkla yararlanırlar.
Amaçladıkları sonuca, büyük uğraşlara kalkışmadan, kolayca ulaşırlar. Onların bu başarılarındaki en büyük etken, dış dünyayla, sudaki hidrojenle oksijen gibi uyumlu olmalarıdır.
Modaya, havaya, zamana hemen uyuverirler. Herhangi birine çok değişik ve ters gelebilecek bir ortam düşünelim. Onlar bu ortam içinde dağılıp şaşırmaz, ürküp sinmez, bir köşeye çekilip donup kalmazlar. Hemen uyum gösterirler. Sivri ve uç düşünceleri, aykırı fikir ve eğilimleri yoktur. Sağlıklı bir bünye ve iyimserlikle desteklenmiş liderlik özellikleri (güç, etki, güvenirlik) ve başarı için gerekli güdüler size kalan 0 grubu mirasıdır.
En paylaşımcı "A" grubu
Kalabalık insan toplulukları ve yerleşik ama daha kırsal yaşam gerilimleri baş edebilmek üzere ortaya çıkmıştır. Psikolojik özelliklerinin bazıları, kalabalık çevresel kitlelerin ihtiyaçlarına katlanabilmekle gelişir. Uyumlu mizaç özelliğine sahiptirler. Bu grup içinde yer alanlar, duyan, hisseden, sürekli olarak araştıran, çevrelerindeki kişiler ile bağlantı ve uyum sağlamaya çalışan kişilerdir. Dış dünyadaki tüm değişikliklere karşı duyarlıdırlar. Ancak aşırı duyarlılıkları, çevrelerinde büyük uyum güçlüğüne düştüklerinde onların geriye doğru kaçmalarına ve içlerine kapanmalarına neden olur.
Uyumlular, içinde bulundukları toplumun en ilgi çekici ve en renkli varlıklarıdır. Ancak dayanma ve uyum sağlama yeteneklerinin yetersiz kaldığı ortam ve koşullarda çözülürler. Acınacak, zavallı insanlar olurlar. Büyük bir olasılıkla, bu oluşumun içindeki bireyde olması gereken en önemli özellik, paylaşımcı yapıdır. İlk A´lar, karmaşık bir hayatın meydan okumalarına karşı duyarlı, kurnaz, istekli ve akıllı olmak zorundaydılar.
Ancak bütün bu niteliklerin tek bir yapıda toplanması gerekiyordu. Belki de bu bugün bile A´ların daha gerilimli bir yapıya sahip olmalarının bir nedenidir. Sıkıntılarını içlerine atarlar. Fakat patladıklarında da dikkatli olmalısınız. O gruplarının çok başarılı olduğu gerilimli ve sıkışık liderlik pozisyonlarına A´lar pek uygun değildir. Bu onların lider olamayacakları anlamına gelmiyor. Ama içgüdüsel olarak, çıkar gözeten liderliği istemezler. A kan grubunda diğer gruplardan daha az grip görüldüğü bilinmektedir. Ayrıca virüslerin etkisi, AB grubunda da diğer gruplara göre daha azdır.
En uyumlu "B "grubu
Irkların karışması, yeni topraklar ve yabancı iklimlerle karşı karşıya kalan ilk B gruplarının yaşamlarını sürdürebilmek için uyumlu ve yaratıcı olmaları gerekiyordu. B grupları yerleşik A grupları kadar düzenli ve uyumlu bir konfora gereksinim duymazken O grularından da daha az kararlılık sahibidirler. Bu özellikler B gruplarının her hücresinde mevcuttur. Biyolojik olarak B gruplar diğer gruplardan daha uyumludur. Ritimli mizaç özelliğine sahiptir. Davranışlarında akılcı, sistemli, düzenli ve iradelidir. Başkalarının tepki ve eğilimlerini dikkate almaksızın, kendi düşünce ve kararları doğrultusunda ilerler. Onu bir demiryolu üzerinde giden, önüne çıkan engelleri ezen veya birlikte sürükleyen bir lokomotife benzetebiliriz.
Çevrelerine egemen olmak ve yönetmek isterler. Gözüpek, inatçı, otoriter ve serttirler. Mantık ve irade, onlarda daima duygulardan daha önce gelir. Bu mizaca sahip bulunanların tipi, asker, uzman ve danışmandır.
Bir çok yönüyle B grupları bütün olası seçeneklerin en iyisine sahiptirler. A gruplarının zihinsel ve duygusal olarak uyarılmış edimlerinin yanı sıra O gruplarının saldırgan ve keskin fiziksel tepkilerine ait öğeleri de içlerinde barındırırlar.
B gruplarının farklı kişiliklerle daha kolay ilişkiye girebilmelerinin nedeni, genetik doğaları gereği daha uyumlu olmalarındandır. Çünkü kendilerini rekabet ve savaşlara karşı daha az eğilimli hissederler. Onlar diğerlerinin bakış açısından da bakabilirler. Empati yetenekleri vardır.
En çekicisi "AB" grubu
Bu grup sinirli ve hassas A´larla dengeli B´lerin birleşmesiyle oluşmuştur. Sonuç ise tinsel, yaşamın özellikle sonuçlarının pek farkında olmadıkları bir takım etkenlerini kucaklayan, biraz parça parça bir karakterdir. Kompleks mizaç özelliği gösterirler. diğer üç mizacın tüm özelliklerini, karmaşık ve karışık bir biçimde bu kümede yer alan kişilerde görülür. Bu üç özellik, farklı yoğunluklarla bir arada bulununca, kişi birbiriyle uyuşmaz eğilimlerin elinde adeta oyuncak olur.
Böyleleri, dengeleri için gerekli olan dinamik bir düzenleme, güçlü bir irade ve iyi bir disiplinle karşılaşana değin, çelişen, karmaşık duygu, düşünce ve eğilimlerin elinde bocalayan, kaprisli, kararsız ve tutarsız bir kişi olur çıkarlar. Bununla birlikte çevrelerine önem vermeleri, sosyal tutum ve yargıları önemsemeleri, mantıklı düşünme yetisine sahip olmaları gibi olumlu yönleri onları başarıya ulaştırabilir." Çoğu kez onlar detaylarla uğraşıp kendilerini yormazlar. AB grubu, kan grupları arasında en çekici ve en ilginç olanıdır. Ama onların doğal karizması ardında hep kırık kalpler bırakır.
Kan grupları arasında AB çok ender görülür.A grubuyla B grubunun karışmasından meydana gelen bu kan grubuna dünya nüfusunun ancak %5 ´i dahildir.Ve de bu grup,kan gruplarının en yenisidir.Bundan 10-12 yüzyıl öncesine kadar böyle bir kan grubu yoktu.Doğudaki istilacı güçlerin batıdaki ülkeleri ele geçirmeleri üzerine farklı uluslar birbirlerine karıştılar. Doğuyla batı uygarlığının karışması sonucunda AB kan grubu ortaya çıktı. M.S. 900 yıllarından itibaren AB kan grubu oluştu. A ve B gruplarındaki Avrupalılar´ın evlilik yoluyla bir araya gelmedikleri kesindi. Ancak doğudan batıya akın başladıktan sonra farklı kan grupları birleşebildi.
Kan grubu-Kişilik ilişkisi
Kan gruplarının insan kişiliği ile yakından ilgisi olduğu anlaşıldı. Japon uzmanlar farklı kan gruplarının erkekler ve kadınlar üzerindeki etkilerini konu alan bi araştırmasının sonuçlarını açıklarken, "İnsan vücudunun kimyası ile kişilik arasında önemli bağlar var. Kan grupları bunlardan biri." dedi
A Grubu Kadını
Para harcamasını çok sever. Seksi iç çamaşırlarına düşkündür. Çocukları çok sever ve çocuk sahibi olduktan sonra eşini ihmal eder. Değişikliği seven biridir.
.
A Grubu Erkeği
Düzenli yaşamayı sever. İyi bir dost ve konuşmacıdır. Birlikte olacağı kadını seçerken çok titiz davranır.
B Grubu Kadını
İstek doludur. Sekse hiç hayır demez. Para konusunda eli ya çok açıktır ya da cimridir
.
B Grubu Erkeği
Özgürlüğünün sınırlanmasından nefret eder. Kadınlara saygısı sonsuzdur. Hep neşe dolu bir aileye sahip olmak ister. Yemek konusunda son derece titizdir.
AB Grubu Kadını
Erkeklerin yüreğini hoplatan elbiseler giymeye bayılır. Para konusunda tutumludur. Yemek pişirmekte, mükellef bir sofra hazırlamakta üzerine yoktur.
AB Grubu Erkeği
Aile içinde mutlaka sözünün dinlenmesini, isteklerinin yapılmasını ister. Hoşgörülü ve kararlıdır. En iyi aşıklar bu gruptan çıkar. Eşine ev işlerinde yardım etmekten çekinmez.
0 Grubu Kadını
Mutfak masraflarından kısarak kendine hoş elbiseler alır. Çocukları biraz ele avuca geldiğinde hemen çalışma hayatına dönmek, toplumdaki yerini almak ister. Yemek yapmakla fazla uğraşmak istemez. Pratik yemekleri tercih eder.
0 Grubu Erkeği
Aşık olduğu zaman birlikte olduğu kadını çok kıskanır. Kalabalığı sevmez. Son derece hareketli, çalışkan ve hırslıdır. Sevgilisine veya eşine sık sık hediye almayı sever.
13:30 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this
12/08/2008
KURTARICI WİNDOWS !

"windows xp" kullanıcıları olarak hepimiz* adında Mesih olan bir işletim sistemindeyiz yani.
HIRİSTİYANLIĞIN SEMBOLLERİNDEN
Eski Yunanca’da "x" harfi "khi"* "ro" olarak okuna "p" harfi ise "re" sesine tekabül eder. "XP" böylece* Yunanca’da "khristos" şeklinde yazılan Mesih’in kısaltması* giderek de sembolü olarak kullanılmıştır. Doğu Roma bu kısaltmayı* Hıristiyanlığı benimsemesiyle birlikte sembol olarak kullanmaya başlamış bundan bir haç modeli olan "khi ro haçı"nı çıkartmıştır.
MİCROSOFT DA BİGANE KALMAMIŞ!
Öyle anlaşılıyor ki Microsoft 2000’li yılların Hıristiyan alemi üzerinde oluşturduğu etkinin dışında kalmamış* son işletim sistemi modeline Hazreti İsa’yı kasteden "Mesih" adını takmış. Microsoft’un bu tutumu* Hollywood’da esen rüzgarla da paralel* çünkü Hollywood da 2000’li yıllara birer Mesih hikayesi olan Matrix* Yeşil Yol ve birer Kıyamet senaryosu niteliğindeki Armagedon* Yarından Sonra* Derin Darbe gibi filmler yaptı.
"HAÇLI SEFERİ"NE WİNDOWS DA KATILDI
Aslında* 2000’li yıllar Batı’da Hıristiyanlığın etkin konumunu başka vesilelerle de gösterdi. 11 Eylül 2001’deki saldırıların ardından ABD başkanı Bush bir Haçlı Seferine çıkm atan söz etti ve peşinden Afganistan ile Irak’ın işgali geldi. O zaman dehşetle fark ettik ki "haçlı seferi" düşüncesi Batı’da canlılığını zaten hiç kaybetmemiş: futbol takımlarından lokantalara* otellerden marketlere pek çok kurumun adındaki "crusade" ("haçlı seferi") ibaresinde yaşamakta. Öyle ki* ABD’de siyaseti belirleyecek bir konumu ele geçirecek güce erişmiş.
Microsoft gibi* Amerikan ve dünya ekonomisinin bir devinin de bu "haçlı ruhunun" kıyısında kalmayacağını* onu sahipleneceğini düşünmek akla aykırı değil.
09:37 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this
20/06/2008
‘’ BİR HAMMAL ÖĞRETİSİ ‘’

Nitekim çok geçmeden dedi ki:
- Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!...
- Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!.."
Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini
- Sen de dinlen hadi" dedi.
Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum.
Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında... "Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım...
Sonra yine durdu. Bana da dinlenmemi" söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi başımı salladım... Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı.
Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;
- Hadi kalk, dedi. Bana yaslan.
Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz." Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana.
- Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda.... Halbuki bir yükü "taşımak" bizim işimiz, "altında ezilmek" değil!... Unutma ki bir yük, taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, Kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle... Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler...
13:56 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this
13/06/2008
ÇEŞİTLİ ORGANİZASYONLAR !

08:22 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this
Başbakanımız; ' Laikliğin güvencesi Benim demiş...

Tilki de müracaat etmiş...
Tilki'yi çok beğenmişler ve işe almak istemişler ve ' Ne ücret istersin? ' diye sormuşlar...
Tilki; ' Ben gülmekten söyleyemeyecegim, artık siz ne verirseniz, verin ' demiş.
08:17 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this
14/05/2008
22 Temmuz'dan sonra...

Suudi Krali geldi.
Ingiliz Disisleri Bakani geldi.
Urdun Krali geldi.
Ingiliz Adalet Bakani geldi.
Kuveyt Emiri geldi.
Prens Charles geldi.
Abu Dabi Emiri geldi.
Ingiliz Kralicesi geldi.
*
Bizimkiler, Ingiltere'ye, Suudi Arabistan'a, Katar'a, Urdun'e, Kuveyt'e, Birlesik Arap Emirlikleri'ne gitti.
*
Katar Emiri, gazetecilere "kol saati" takti; gazeteleri televizyonlari aldi.
Cep telefonu Ingiliz'in.
Normal telefon obur Arap'ın.
*
Ekonomiden Sorumlu Bakanımızın, bakan olduktan sonra İngiliz vatandaşı olduğu ortaya çıktı...
İngiliz The Banker dergisi, Maliye Bakanımızı Avrupa'da Yılın Maliye Bakanı seçti.
*
Bir İngiliz atasözü der ki: "Sersemler, akıllıarın yedi yılda cevaplandıramayacagı soruları bir gunde sorar!"
*
Sersemlemis birileri olarak soralım:
"Hayatimizda bu kadar...
85 yillik Cumhuriyet tarihimizde olmadigi kadar, Arap ve Ingiliz bulunmasi, normal midir?"
11:35 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this
12/05/2008
KİMİN DOĞUM GÜNÜNÜ KUTLUYORUZ ?

HAYIR !
Ama daha onemlisi; MEVLüT KANDiLi, Peygamberimizin dogum günü ve bu nedenle kutlanmakta degil midir? O da hicri takvime gore her yıl on gün once gelmez mi? Ornegin Mevlüt Kandili 19 Mart 2008 gecesi kutlanmisken, 23 Nisan haftasini Kutlu Dogum Haftasi ilan etmenin anlami nedir? Dolayisi ile mevlut kandili kutlu dogum haftasinin içerisindeki bir gun olması gerekmez mi? Yahut da kandili kutlu dogum haftasında kutlamak dogru olmaz mı? Ve yıl içinde miladi takvime gore onar günlük harekete gore gezinmesi gerekmez mi? Peygamberin miladi takvime gore 17 veya 28 Mart da dogduguna iliskin ciddi calismalar var. Diger müslüman ülkelerde kandiller de kutlanmiyor. Oyleyse bu neyin nesidir? Dini bir vecibe midir?
HAYIR HAYIR
O zaman bu hafta neyin haftasi kardesim? Bize neyi kutlatıyorlar? Biz akli, fikri olmayan yaratiklar olarak mi gorülüyoruz? Haydi birlikte düsünelim.
23 nisan haftasindaki kutlamalarin dini motiflere büründürülerek korpe beyinlerin yikanmasi mi düsünülüyor? Onlara Ulusal Egemenlik ve Cocuk Bayrami kavram ve anlami disinda farkli bir kutlama mi yaptirilmak isteniyor? Atatürk bir kez daha mi yok edilmek istenmekte?
BELKi, OLABiLiR...
Acaba bu kutlu dogum haftasinda ulusca bir baska sahsin dogum gununu mu kutluyoruz? Bir tarikat veya cemaat liderinin, dogum günü haftasi kutlaniyor olabilir mi? Boyle bir sey gercek olabilir mi?
EVEEEEET !
Sayın Fethullah Gülen '27 Nisan' dogumluymus.
Yani kutlu dogum haftasi diye Fethullah efendinin dogum günü haftası kutlaniyor. Simdi anladınız mı? Dagitilan güllerin, clipboard'lara, duvarlara, yapistirilan metrelerce ve pahali ilanların manasını? Koca Galatasaray'ı bile kullanmaktan cekinmeyen müritlerin, bastırılan büyük boyutlu pahalı ilanların anlamı bu. Anladiniz mi, dini inancin nasil ticaret metai yapildigini?
Gozün aydın Türkiye. Haydi hayırlara vesile olsun.
11:35 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this
10/05/2008
Portre: Hizbullah
Arapça'da "Allah'ın partisi" anlamına gelen Hizbullah, Lübnan'da çok etkili bir siyasi ve askeri güç. İran'ın mali desteğiyle 1980'lerin başında kurulan ve çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu örgüt, kuruluşun hemen ardından İsrail'i Lübnan'dan çekilmeye zorlamak için mücadele etti. Örgüt, özellikle askeri kanadı İslami Direniş sayesinde Mayıs 2000'de bu hedefine ulaştı. Bu tarihe kadar örgütün ana eksenini İsrail düşmanlığı oluşturuyordu. Hizbullah'ın popülaritesi 2000'li yıllarda en yüksek seviyelerine ulaştı. Ancak 2006 yılında iki İsrail askerinin rehin alınmasıyla başlayan 34 günlük savaş nedeniyle Batı yanlısı Lübnanlılar nezdinde desteğini büyük oranda kaybetti. Kendi taraftarları ve Arap dünyasındaysa, İsrail'in muazzam askeri gücüne başarıyla direndiği için desteği arttı.Bölünmeler
Hizbullah, Lübnan'daki Suriye yanlısı muhalefet bloğunun en güçlü üyesi durumunda. Blok, 2005 yılında iktidara gelen Batı yanlısı Fuad Sinyora hükümetine sert şekilde muhalefet ediyor. Hizbullah Kasım 2006'ya dek Lübnan'daki ulusal birlik hükümetinin ortaklarından biriydi, ancak veto yetkilerinden ötürü çıkan bir anlaşmazlığın ardından hükümetten çekildi. Örgüt ve müttefikleri, 2005 seçimlerinde 128 sandalyeli Lübnan meclisine 35 milletvekili soktu. Ancak İsrail'le savaşında başarılı olduktan sonra desteğinin arttığını savunarak, kabinede daha fazla bakanlık talep etti. Bu isteği reddedilince mecliste cumhurbaşkanının seçileceği oturumları boykot ederek, yeni cumhurbaşkanının seçilmesini engelledi.
Washington, Hizbullah'ı terör örgütü olarak nitelendiriyor ve Lübnan'ın istikrarını bozmaya çalışmakla suçluyor. Washington Avrupa Birliğinin de Hizbullah'ı terör örgütü ilan etmesini istiyor. Ama bir çok Avrupalı diplomat, Hizbullah'ın Lübnan meclisinde temsil edilen bir siyasi güç olduğuna dikkat çekerek, bu öneriye kuşkuyla yaklaşıyor. Örgüt, uzun yıllar komşu Suriye'nin desteğinden faydalandı, Suriye'nin Lübnan'daki çıkarlarını korudu.
Şam'ın İsrail'le Golan Tepeleri üzerindeki anlaşmazlıkları için de Suriye'nin elindeki bir koz olarak görüldü. Hizbullah liderleri Suriye'ye desteklerini gizlemezken, Batı'nın Lübnan'a müdahalesine karşı çıktı. Hizbullah siyasi bir güç olmasının yanısıra, sosyal ve sağlık hizmetleri de sunması sayesinde geniş desteğe sahip oldu. Örgüt, ayrıca oldukça etkin bir televizyon kanalı olan El Manar'ın da sahibi. Hizbullah'ın en büyük sınavı 2006 yazında, militanlarının iki İsrail askerini sınır ötesi bir çarpışmada rehin almalarıyla başlamıştı.
Olay İsrail'le bir ay kadar süren şiddetli bir savaşa yol açmış, Lüban'ın güneyini ve başkent Beyrut'un bazı kesimlerini yerle bir eden savaş ateşkesle sona ermişti. Hizbullah İsrail'e karşı zafer ilan etti, böylece Arap dünyasındaki itibarını da arttırmış oldu. Ancak örgütü İsrail'i savaşa ittiği suçlamasıyla eleştirenler de oldu. Lübnan'daki milisleri silahlarını bırakmaya çağıran iki BM kararına karşın (2004'te kabul edilen 1559 sayılı karar ve savaşı sona erdiren 1701 sayılı karar), Hizbullah silahlı gücünü koruyor.
Bekaa Vadisi
Hizbullah, İsrail'in Lübnan'ı işgali ardından 1982 yılında bir grup Müslüman din adamı tarafından kuruldu. Bekaa Vadisi'nde konuşlanan Hizbullah'ın askeri kanadı İranlı Devrim Muhafızları'ndan gelen yaklaşık 2.000 kişiden oluşuyordu. Devrim Muhafızları, Tahran yönetimi tarafından İsrail'e karşı direnişe yardımcı olmak amacıyla gönderilmişti. Hizbullah'ın bir diğer amacı da, Lübnan'da İran tarzı bir İslam toplumu yaratmaktı. Ancak daha sonra bu hedefinden vazgeçti. Partinin söylemlerinde İsrail'in yıkılması hedefine sık sık vurgu yapılıyor. Örgüt, Filistin'in işgal altında bir Müslüman toprağı olduğunu, İsrail'in varolma hakkı bulunmadığını savunuyor.
Hizbullah özellikle kuruluşunun hemen ardından, 1980'li yılların ilk yarısında Batılılara karşı rehin alma eylemlerini bir taktik olarak uyguladı. 1983 yılında Beyrut'ta Amerikan ordusunun karargâhına düzenlenen bombalı saldırıda 241 deniz piyadesi ölmüştü. Saldırı ardından Amerikalılar Beyrut'tan çekildi. Hizbullah, kuruluşundan bu yana İslami hayat tarzının daha fazla benimsenmesi için çaba gösterdi. İlk yıllarında örgütün liderleri ülkenin güneyindeki köy ve kasabalarda İslami giyim kurallarını dayatıyordu. Ancak bu, bölge halkından büyük destek görmedi. Hizbullah, İslami vizyonunun Lübnan'da bir İslam toplumu yaratmaya çalışma niyetleri olduğu şeklinde yorumlanmaması gerektiğini söylüyor.
10:23 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this
09/05/2008
DÜNYA "ÇOCUK" İÇİN NE DÜŞÜNÜYOR ?
- Almanya: Hükümet, doğan çocuk başına aylık 100 Euro ödüyor. Kadınların çocuk sahibi olup, çalışabilmesi için yuvaların çoğu ücretsiz...DÜNYAYA KAMPANYA, ABD'YE ŞAMPANYA
- İtalya: çocuk doğuran her kadına 1000 Euro, 2 ve daha fazla çocuk sahibi olan ailelere ise 5 yıl içerisinde 10 bin Euro "bonus" veriliyor.
- İspanya: çocuk sahibi olan aileler, yılda çocuk başına 1000 Euro daha az vergi ödüyor. Hükümet, "Bir kendiniz, bir eşiniz, bir de ülkenizin geleceği için 3 çocuk yapın" sloganıyla çiftlere çocuk başına yılda 3 bin dolar
ödemeyi taahhüt ediyor.
- Fransa: çocuk sahibi kadınlar 4 ay "tam maaşlı bebek izni" alabiliyor. çocuklu ailelere ulaşım, kent ve eğitimde büyük fırsatlar sunuluyor. Hükümet ,"3 çocuk sahibi olun, otomobiliniz bedavaya gelsin" çağrısı yapıyor.
- İsveç: İsveç hükümeti, çocuk sahibi olan annelere 15 ay maaşlı izin imkânı tanıyor.
- İsrail: Çocuk yapılması için o kadar çok teşvik var ki bi madalya vermedikleri kaldı.
Elin oğlu; "Bir kendiniz, bir eşiniz, bir de ülkenizin geleceği için 3 çocuk yapın" diyerek, "3 çocuk sahibi olun, otomobiliniz bedavaya gelsin" diyerek; nüfusunu "artırmak", daha doğrusu "gençleştirmek" için adeta kı.... yırtıyor!..
Hemen ifade edelim: Avrupa'yı, bir "ihtiyarlar kıtası" haline getiren olay, bir "Amerikan tuzağıdır. Avrupa'nın, ileride kendisine "rakip" olacağını düşünen Amerika, bir "Nüfus Planlaması" kampanyası başlattı ve bu kampanyanın başını da, Henry Kissinger gibi "Yahudi siyasetçiler" çekti!..
Amaç, "Avrupa'nın nüfus artış hızını düşürmek"ti!.. İsteniyordu ki; Avrupalı kadınlar, "kucaklarında bebeklerle" değil, "kucaklarında köpeklerle" dolaşsınlar!.. Uzatmayalım... Bu kampanyalar meyvesini verdi... Avrupa, "ABD
tuzağı"na düştü!.. Batılı kadın, evinde "bebek" değil, "köpek" beslemeye başladı!..
Peki, "ABD kıskacındaki Avrupa"da bunlar olurken, Amerika'da durum neydi?.. Prof. Dr. Toktamış Ateş; geçenlerde kaleme aldığı bir yazıda, bu soruya şu cevabı veriyordu: "Nüfus planlamasının en hararetli savunucusu olduğum ve kimi ABD fonlarının da bunu desteklediği 1960'lı yıllarda; ABD nüfus idaresi, ABD'nin nüfusunun 200 milyon olduğunu bilgisayarda saptayınca derhal şampanyalar açılmış ve bu 'mutlu olay' kutlanmıştı. Doğrusu çok
şaşırmıştım. Acaba 'bize verir talkını, kendi yutar salkımı' durumuyla karşı karşıya mıyız demiştim."
Bu "tesbit" çok önemli!.. Düşünebiliyor musunuz; Avrupa başta olmak üzere, bütün dünyada "nüfus planlaması"
kampanyaları başlattıran ABD, kendi nüfusunun 200 milyon olduğunu görünce, bu "mutlu olay"ı, hem de "şampanyalar patlatarak" kutluyor!..
Yani; Dünya ülkelerine "nüfus azalsın" diye "kampanya!" ABD "nüfus artışı"na "şampanya!"
11:30 Posted in 03-DÜŞÜNÜNCE... | Permalink | Comments (0) | Email this

