19/08/2008
Karadeniz ısınıyor

CNN televizyonunun haberine göre, Pentagon ABD, Karadeniz'e göndermek istediği donanma gemileri için Türkiye ile görüşüyor. Habere göre, Türkiye'den izin çıktığı takdirde, iki donanma gemisinin Karadeniz'e gönderilmesine ilişkin duyuru resmen yapılacak. Bu duyurunun hemen yarın çıkabileceği de haberde belirtildi. CNN Pentagon muhabiri, bu gemilerin insani yardım amacı taşıdığı ancak bir bakıma, ''askeri mesaj'' vereceği yorumunu da yaptı. ABD'de McClatchy gazeteler grubu ABD'nin iki donanma gemisinin Boğazlardan geçişi için izin istediğini ve Türkiye'nin izin vermediğini iddia etmişti.
ABD'nin Ankara Büyükelçiliği basın sözcüsü Kathy Schallow, AA'ya yaptığı açıklamada, ABD'nin Türkiye'den henüz böyle bir izin talebinde bulunmadığını belirtmişti. CNN'in haberinde, aynı Pentagon yetkilisinin, Rusya'nın, Gürcistan'daki ayrılıkçı bölgelerden çekilmeye başladığına dair hiç bir işaret bulunmadığı yönündeki sözleri de aktarıldı.
12:51 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
15/08/2008
ABD'NİN GÖZÜ PETROL HATLARININ GÜVENLİĞİNDE

Çatışma nedeniyle bölgedeki, dünyanın günlük petrol ihtiyacının yüzde birini karşılayan boru hatlarında herhangi bir hasarın meydana gelmediği vurgulanan yazıda, diğer yandan BP'nin (British Petroleum) Gürcistan'dan geçen Bakü-Supsa boru hattını önlem amacıyla kapattığı ve Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattında da geçtiğimiz hafta gerçekleşen bir yangın dolayısıyla sevkıyatın kesildiği hatırlatıldı.
Yazıda ayrıca, Washington Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar enerji uzmanı Edward Chow'un görüşlerine de yer verilerek, Chow'un “Gürcistan'dan geçen transit hatların uzun vadede güvenliği konusunda endişeli olduğu”nun altı çizildi. Rusya'nın devlet kontrolündeki Gazprom ile bir enerji devi olduğu vurgulanan yazıda, Gazpromun eski başkanı Dmitri Medvedev'in Mart ayında Rusya'nın Cumhurbaşkanı seçildiği hatırlatıldı.
Yazıda, “Avrupalılar ve diğer ülkeler için Gürcistan'dan geçen yolların, Rusya'nın boru hatları ve enerji kaynakları üzerindeki kontrolüne karşı önemli bir denge oluşturduğuna” da dikkat çekildi. Belli aralıklarla çıkan Enerji Ekonomist gazetesinin yayımcısı James L. Williams, “Rusya'nın Gürcistan ve boru hattı üzerindeki kontrolünün, bu ülkenin SSCB'nin eski uydularının çoğu üzerindeki etkisini onaracağı” görüşünü dile getirdi. Diğer yandan, siyaset ve ekonomi analisti Natalia Leshchenko, boru hattı konusunun “şişirildiğini” ve “paniğe gerek olmadığını” savunuyor.
Washington Post gazetesinde Steven Pearlstein imzasıyla yer alan bir yorumda ise, BP'nin Bakü-Supsa boru hattını önlem amacıyla kapatmasına değinilerek, bunun “Rusya'nın Gürcistan'a saldırısının amaçlarından biri olduğu” savunuluyor. Yazıda, Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in “petrol ve doğal gazın Rusya için ne kadar önemli olduğunu çok iyi bildiğinin” de altı çiziliyor. Bununla birlikte, Kafkasya'daki çatışmanın boru hatları üzerindeki etkisine ilişkin Amerikan basınında yer alan haber ve analizlerin büyük bölümünde BTC'nin önemi vurgulanıyor ve BTC'ye ilişkin ayrıntılı bilgilere yer veriliyor.
13:36 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
11/08/2008
'AB Türkiye'de İç Politikaya Alet Olmamalı'

Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu milletvekili ve Dışişleri Komisyonu üyesi Vural Öger, Almanya’da Türkiye'nin AB üyesi olması için en çok çaba sarf eden isimlerin başında geliyor. Cem Dalaman, Vural Öger’le AKP davası sonrasında Türkiye’nin AB sürecinde bulunduğu durumu konuştu.
1961'den bu yana Almanya'da yaşayan ve ülkenin turizm sektöründe önde gelen isimlerinden biri de olan Vural Öger, dört yıldır üyesi olduğu Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunu sürekli gündemde tutan açıklamalarıyla tanınıyor. Kendi sözleriyle, Türkiye’nin AB üyeliğini misyonu olarak gören Öger, Türkiye ile müzakerelerin durdurulması gibi bir durumda, siyasi yaşamını anında sona erdireceğini söylüyor. Öger, Türkiye’de AB ile ilgili konulara karamsar bir bakış açısının hakim olduğunu gözlemlediğini ve iç politikadaki sorunlardan ötürü AB sürecinin yavaşladığını dile getiriyor.
Almanya’da Sosyal Demokrat Partisi üyesi olan Öger, AB konusunun Türkiye'de bir iç politika malzemesi haline getirilmesinin çok yanlış olduğunu anlatarak, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin AB karşıtı politikalarını eleştiriyor.
AB konusunun partiler üstü ele alınması ve Türkiye'nin AB hedefine tek vücut olarak sahip çıkması gerektiğini ifade eden Vural Öger, ülkedeki kamuoyunun bu anlayışından uzak olduğunu öne sürüyor. Vural Öger, Başbakan Erdoğan ve partisinin din üzerinden politika üretmesinin hata olduğunu da belirtiyor.
Almanya’da Birlik Partileri’nin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olmasına rağmen, hem şu andaki hemde ileride kurulacak diğer hükümetlerin ahde vefa ilkesine uyarak Türkiye’ye yönelik dış politikalarının devamlılığı sürdüreceğini vurgulayan Öger, partisi SPD’nin bu konuda Türkiye’nin yanında olduğunu da hatırlatıyor.
13:31 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
08/08/2008
"Fırtına sonrası"

Economist, ekonomik istikrar açısından hükümetin kendisinin daha büyük bir risk oluşturabileceğini de vurguluyor ve şöyle devam ediyor. "Başbakan Tayyip Erdoğan, temize çıkmış olmanın verdiği güvenle, başarısızlıkla sonuçlanan üniversitelerdeki türban yasağını kaldırma girişiminde olduğu gibi laik kesimleri provoke etme konusunda ısrarcı olabilir. "Bu anlamda bir kötü işaret de, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün İstanbul Teknik Üniversitesi rektörlüğüne, üniversitenin seçimine aldırmayıp, daha az anti-İslamcı bir kişiyi atamasıyla, başlayan tartışma."
Popülizm kaygısı
Economist dergisi, bazı kesimlerin de hükümetin Mart'ta yapılacak yerel seçimler nedeniyle, popülist bir ekonomi politikası uygulayabileceğinden kaygı duyduğunu vurguluyor; "AKP'nin bu seçimde, biri laikler, biri de Kürtler tarafından yönetilen iki büyük şehir İzmir ve Diyarbakır'ı da alma iddiası duruma yardımcı olmuyor. Birçok kişi hükümetin ekonomik popülizme kayabileceğinden kuşkulu. Merkez Bankası'nın enflasyonu tek haneli rakamlarda tutmaya çabaladığı bir sırada, Kürtler'in çoğunlukta yaşadığı yoksul güneydoğu bölgelerine yönelik 12 milyar dolarlık bir yatırım paketi açıklandı."
Yüksek Askeri Şura'da hiçbir ihraç kararının çıkmamasını "umut veren bir işaret" olarak yorumlayan dergi, Genelkurmay Başkanlığına atanan Orgeneral İlker Başbuğ ile ilgili de şöyle bir değerlendirme yapıyor; Bütün gözler, bu hafta Genelkurmay Başkanı Olan eski Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ'da. Sessiz ve soğuk bir kişilik olan Başbuğ, eski moda bir laik. Ama bir farkla. Başbuğ'un, Türkiye'ye 1984'teki başlangıcından bu yana 120 milyar dolara mal olduğu belirtilen Kürt isyanı konusundaki yeni fikirleri memnuniyetle karşıladığı ve bu kronik sorunun sadece güçle çözülemeyeceğini anladığı söyleniyor."
10:55 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
07/08/2008
Soykırımın hesabı

"Amerika, İngiltere, Birleşmiş Milletler ve diğerleri, Afrika tarıhinin bu en çirkin sayfası yazılırken, seyirci kaldıkları için suçlu.. Fransa ise çok daha ağır bir şeyle, bu tarihin yazarlarından biri olmakla suçlanıyor."
"Fransa beklenebileceği gibi hemen iddiaların kabul edilemez olduğunu söyledi. Evet, Fransızların bilerek ve isteyerek soykırımın planlanmasına katıldıkları iddiası belki kanıtlanamaz, ama Fransa'nın savaş suçları işlenmeye başladıktan sonra bile, yakın olduğu bir rejimi desteklemek suretiyle, soykırım için uygun koşulları hazırladığı iddiası hiç de temelsiz değil. Paris'in hatalarını kabul edip Ruanda'dan özür dilemesi gerekiyor. "
"Bugün Fransa'da bir çok önde gelen politikacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde Ermenilerin katledilmesinin, soykırım olup olmadığını tartışmaya yanaşmadığı için Türkiye'yi sert bir şekilde eleştiriyor, bunu Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin bir parçası olamayacağının kanıtı olarak öne sürüyorlar. O halde kendilerinin Ruanda'da yapmış oldukları konusunda da dürüst olmak zorundalar."
10:46 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
05/08/2008
‘Buz asker’ Türkiye'de İslami yönetimin yükselişini defetmeye hazır’

‘Buz asker’ Türkiye'de İslami yönetimin yükselişini defetmeye hazır’ başlığıyla verdiği makalede Sunday Times, yaptığı Başbuğ değerlendirmesinde şöyle devam etti: “Sandhurst'te eğitim gören 65 yaşındaki Başbuğ, önümüzdeki 2 yıl için en üst kademede görev alacak. İlkelerinden taviz vermeyen ve çetin askeri şahsiyet olan Başbuğ, geçen yıl yüzde 47 oyla iktidara gelen ancak, kendisini laik toplumun koruyucusu gören ordunun güvenmediği Erdoğan Hükümeti’nin dar bir politik çizgide yürümesini sağlayacak. İşte bu nedenlerden dolayı Başbuğ, kesinlikle Erdoğan'ın terfi ettirmek için seçtiği general olmazdı. Şu andaki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ta ilke ve kararlarının arkasında duran şahsiyetti ama tepkisel ve Başbakan onun üzerinde üstünlük sağlayabiliyordu. Bir askeri kaynak, “Başbakan Erdoğan, Başbuğ'u selefinden çok daha çetin bir rakip olarak görüyor. O çok daha kurnaz’ diyor” diye yazdı.
Başbakan Erdoğan'ın Başbuğ'un göreve gelmesini önleyecek anayasal gücünün olduğunu kaydeden Sunday Times, geçen haftaki kapatma davası dahil meydana gelen ağır olaylar nedeniyle şu anda siyasi olarak zayıf bir pozisyonda olduğunu belirtti.
Aynı askeri kaynağın, “Erdoğan, Başbuğ'a karşı dikkatli ve başka birini atamış olmayı tercih ederdi. Ama Başbuğ'u durdurmaya çalışmak gibi aptalca davranırsa çok şaşırırım. Şu an askeri hiyerarşiyi kızdırma zamanı değil” dediğini yazan gazete şöyle devam etti:
“Hükümeti bazen örtülü tehditlerle manipüle etmek; Büyükanıt'ın pek başarılı olmadığı ince bir sanat. Başbuğ’un Başbakan'a anti-demokratik baskı altında olduğuna dair şikayet edeceği bahaneler vermeksizin Erdoğan hükümeti üzerinde çok daha etkili olması bekleniyor. Başbuğ, hükümetle arayı açmayan ustaca açıklamaları ile tanınıyor.” Başbakan Erdoğan'ın yeni bir anayasa için çalışma başlatmasının beklendiğini ancak, Anayasa Mahkemesi'nin son kararı ardından Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, AKP'nin özellikle din konusundaki hareketlerini yakından izleyeceğini ileri süren gazete, “Eğer, Erdoğan ileri gitmeye kalkarsa, hiç şüphe yok ki AB onaylasın, onaylamasın, Başbuğ ve ordu aynen geçmişte ordunun yaptığı gibi sert tepki gösterecek” dedi.
Türkiye'de Yüksek Askeri Şura'da yeni genelkurmay başkanının belirlendiği haberini Guardian gazetesi "Türkiye anti İslamcı bir genelkurmay başkanı atadı" başlığıyla duyuruyor.
Gazetenin İstanbul muhabiri Robert Tait, 65 yaşındaki Orgeneral İlker Başbuğ hakkında şu yorumlara yer vermiş:
"Türkiye'nin güçlü ordusu dün İslamcılığa karşı tutumuyla tanınan bir generali genelkurmay başkanlığına atayarak, laik rejime desteği konusunda uzlaşmaz bir mesaj vermiş oldu.
"Başbuğ iki yıl önce siyasi İslamı büyük bir tehdit olarak tanımlayan bir konuşma yapmıştı. Ama bazı yorumcular yine de Başbuğ'un kendisinden önceki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'tan daha diplomatik olacağı ve iktidardaki AKP hükümetiyle açık çatışmaya girmeyeceği görüşünü dile getiriyorlar."
10:56 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
01/08/2008
PKK ile randevu

Sabahın erken saatlerinde tam olarak nereye gideceğimizi bilmeden Kandil dağı yönüne doğru yola çıktık. Şu anda dünyanın en uzun ömürlü silahlı örgütlerinden biri konumunda olan PKK'nın üslendiği bölge burası. Beraberimizde televizyon kamerası götürmememizi söylemişlerdi. Tahmin edersiniz ki bir BBC televizyonu muhabirini ve ekibini çok mutlu eden bir talimat değildi bu. Ama bağlantıyı sağlayan kişi, "merak etmeyin, orda her türlü teçhizatı sağlayacaklar size" dedi.
Afganistan'da Kuzey İttifakı liderlerinden Ahmet Şah Mesud'un 2001 yılında bir televizyon kamerası içine yerleştirilen patlayıcıyla öldürülmesinden ders çıkaran PKK, hiç bir şeyi şansı bırakmıyor. PKK'nın üslendiği bölgelere gidebilmek için Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin denetlediği kontrol noktalarından geçiyor ve bu kontrolün dışında kalan PKK bölgesine giriyorsunuz. Kontrol noktalarından mümkün olduğunca dikkat çekmemeye çalışarak geçtik ve Erbil'den dört saatlik bir araba yolculuğu ardından sonunda PKK'nın denetlediği bölgeye geldik.
Bir süre sonra arkamızda aniden beyaz bir kamyonet belirdi ve kenara çekmemizi işaret etti. Aracın içindeki PKK'lı sürücümüze birşeyler anlattıktan sonra kamyonetine binip öne geçti ve hareket etti. Onu takip ediyor ve kenarlarında derin kayalıklı uçurumlar olan dar ve dolambaçlı yollardan Kandil dağlarına tırmanıyorduk. Yol engebeli, sıcak bayıltıcıydı. Yol bitmek tükenmek bilmiyordu. Bir süre sonra küçük bir köyde konakladık. Köyün ismini veremiyorum. burada başka bir beyaz kamyonet belirdi. İçinde gri üniformalı, AK-47'lerle silahlanmış PKK militanları vardı. Bu, PKK lideri Murat Karayılan'ı taşıyan araca eşlik eden konvoyun ilk aracıydı.
Karayılan'la çay
Bir an 1960'ların Latin Amerikasında sandım kendimi. Bu yemyeşil güzel köyün her bir köşesinde üniformaları ve omuzlarında Kalaşnikof'larıyla duvarlara yaslanmış kadın ve erkek militanlar görünüyordu. Kalaşnikoflardan birinin tahta kabzasına Che Guevara imajı kazınmıştı. Yakında sebze bahçeleri ve öğlen yemeğine hazır olacak tavukların kesilip yolunduğu bir alan vardı. Bir açıklığın dibine derhal geçici bir televizyon stüdyosu kurdular. Işıklar, kamera, duvarlara asılan Abdullah Ocalan posterleri...
Önce öğlen yemeği yendi sonra bir ceviz ağacının altına kurulan hafif esintili bu derme çatma stüdyoya yerleşip, PKK lideriyle özel mülakatımıza giriştik. 60 yaşına yaklaşan ve Öcalan'ın 1999 yılında yakalanmasından bu yana örgütün liderleri pozisyonunda olan Murat Karayılan karşımda çayını yudumlarken, zararsız bir ihtiyar amca görünümünde daha çok. Oturuşunda, duruşunda ise kendi haklılığına kesinlikle inanan birinin sessiz ve derin özgüveni var.
Ama nasıl? Siyasi amaçlarla şiddet uygulayan başkaları için ölüm kararı verebilen biri bunu nasıl meşru gösterebilir? Ona hemen soruyorum bunu. "Ne kadar haklı sebeplerle de olsa cinayet haklı olamaz" diyorum. "Hayır" diyor, "asıl bize yaptıkları haksızlık." "Biz haklarımız için mücadele ediyoruz. Kürtlerin özgürlüğü için... Türkiye'nin büyük gücüne karşı başka hiç bir seçeneğimiz yok.
İkinci sınıf vatandaşlar
Avrupa Birliği ve ABD PKK'yı terörist bir örgüt olarak tanımlıyor. Örgütün eylemleri şu ana kadar, sadece Türkiye'nin güney doğusunda görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerini değil, Türkiye'nin büyük kentlerinde ve turizm beldelerindeki sivilleri de hedef aldı. PKK'nın silahlı mücadele başlattığı 1984 yılından bu yana 30 bini aşkın insan öldü. Ama Karayılan asıl saldırgan olanın Türkiye'nin yetkilileri olduğunu söylüyor.
"Türk ordusu bizim halkımıza, Kürtlere saldırıyor, öldürüyor, işkence uyguluyor. Bir savaş yaşıyoruz. Evet, bazen hatalar yaptığımız doğru... Bundan dolayı üzgünüz. Ama bizim sivillere saldırmak gibi bir politikamız yok" diyor Karayılan. Türkiye'de çok kişi bu sözleri inanılır bulmuyor kuşkusuz. Hatta daha bu hafta başında İstanbul'da patlayan bombalardan sonra bile ilk suçlanan PKK oldu. PKK bu saldırıyla hiç bir ilgisi olmadığını açıklamış olsa bile...
Ama diğer yandan Türkiye'nin Kürt nüfusunun çok uzun bir süre ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü de bir gerçek. 2000 yılından bu yana bazı gelişmeler sağlandı ama Kürtçe hala okullarda okutulmuyor, ve televizyonların Kürtçe yayın yapmasına ilişkin bir çok sınırlama var. PKK Kürt kültürel mirasının reddedildiğini, ve Kürtlerin haklarını savunanların sürekli baskı altında tutulduğunu savunuyor.
Yeni eylem tehdidi
Türkiye toprak bütünlüğü ve egemenliğine yönelik bir tehdit olarak gördüğü PKK'yı ortadan kaldırmaya kararlı görünüyor. Bu yılın başlarında binlerce Türk askeri savaş uçakları eşliğinde Kuzey Irak'a geçerek PKK'ya yönelik bir haftalık bir kara ve hava harekatı yapmış, o günden bu yana da hava akınlarını zaman zaman sürdürmüştü.
Ama ABD Kuzey Irak'a yönelik uzun süreli bir Türk askeri harekatının, Saddam Hüseyin'in devrilmesinden bu yana Irak'da istikrarını koruyan tek yer olan bu bölgede dengeleri bozmasından kaygı duyuyor. Murat Karayılan Türk kara harekatının kısa sürmüş olmasını kendi savaşçılarının başarısı olarak yorumluyor ve Ankara'ya yönelik yeni bir tehdit dile getiriyor. "Eğer Türk ordusunun bize yönelik saldırıları devam ederse, Türkiye kentlerinde askeri ve ekonomik hedeflere yönelik bir dizi saldırı başlatmamız mümkündür. Buna hazırız."
10:10 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
29/07/2008
GÜNGÖREN'DEKİ KATLİAMI NEFRETLE KINIYORUZ

İstanbul-Güngören'de 17 yurttaşımızın ölümüne ve 140 yurttaşımızın yaralanmasına neden olan insanlık dışı terör eylemini nefretle kınıyoruz.
Hangi taraftan ve hangi nedenle gelirse gelsin bu tür şiddet eylemleri Ülkemizi kaos ortamına sürüklemek amaçlıdır.
Masum sivil halk üzerinde uygulanan şiddet hareketi herhangi bir sorunu çözmeyi değil ,sorunlar yaratmayı hedeflemekten öteye gitmeyecektir.
Bu üzücü olayda yakınlarını yitirenler için başsağlığı, yararlananlar için acil şifalar diliyoruz.
18:24 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
24/07/2008
DEMİREL'DEN BİR FIKRA...

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: "Hani bizim ördek?"
Fırıncı boynunu büküp "Uçtu" deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış...
Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...
Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak kadının karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş... Ördeğin sahibi, "Bu adam ördeğimi hiç etti" diye şikáyet etmiş.
Kadı, fırıncıya sormuş: "Ne yaptın bu adamın ördeğini?" Fırıncı "Uçtu" demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış: "Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil" diyerek fırıncının beraatine karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: "Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla..."
Davacı "Ne olacak?" diye sorunca kadı, "Şimdi" demiş, "Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız."
Tabii gayrimüslim şikáyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da kadı, "Tamam" demiş, "Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak."
Böyle olunca fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi'ye: "Senin şikáyetin ne?"
Yahudi ellerini açmış, "Ne diyeyim kadı efendi" demiş, "Adaletinle bin yaşa sen e mi?"
Kıssadan hisse: Ananı öpen kadı ise kime şikáyet edeceksin?
09:55 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
22/07/2008
Fransa’da Türkiye’ye referandumun önü açıldı

Fransa'da meclis ve senatoyu bir araya getiren parlamento, Türkiye'yi de ilgilendiren anayasa değişikliği paketini onayladı. Fransa tarihindeki 24. anayasa değişikliği, Ankara’nın AB süreci açısından önem taşıyor. Parlamentodaki oylamada, 539 ''evet'', 357 ''hayır'' oyu çıktı. Anayasa değişikliği paketinin onaylanması için parlamento üyelerinin beşte üçünün oyu gerekiyordu. Oylamada, 538'in altında ''evet'' oyu çıksaydı, Fransa'da uzun süredir yoğun tartışmalara yol açan paket reddedilmiş sayılacaktı. Anayasa değişikliği paketinin kıl payıyla da olsa kabul edilerek onaylanması, ''Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin başarısı'' olarak yorumlanıyor. Anayasa değişikliği paketi, gerek iktidar gerekse muhalefet partisi içinde derin görüş ayrılıklarına yol açmıştı. Parlamentodaki oylamayla, 1958 yılında kurulan 5. Cumhuriyet tarihinde 24. kez anayasa değişikliğine gidilmiş oldu.
Türkiye’yi ilgilendiren madde
Parlamentoda kabul edilen anayasa değişikliği paketinin 33. maddesinde, AB'ye yeni üye olacak ülkeler için doğrudan referanduma gidilmesi şartı korundu. Ancak meclis ve senato üyelerinin beşte üçünün talep etmesi halinde cumhurbaşkanının, söz konusu ülkenin üyeliğinin onaylanmasına parlamentonun onay verip vermeyeceğine karar vermesi koşulu getirildi.
Parlamentoda 357 hayır oyuna karşılık 539 evet oyu ile kabul edilen anayasa değişikliği Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin başarısı olarak yorumlandı. Cumhurbaşkanının parlamentoyla ilişkilerini belirleyecek "kurumların reformuna" ilişkin anayasa değişikliği paketindeki Türkiye'yi ilgilendiren madde, uzun zamandır meclis ile senato arasında tartışmalara yol açmıştı. Mecliste daha önce kabul edilen maddede, "AB nüfusunun yüzde 5'inden fazla nüfusu olan ülkeler için doğrudan referandum şartının" korunması istenmiş, ancak Senato bu maddeyi "Türkiye gibi müttefik bir ülkeyle ilişkileri yaralayacağı" gerekçesiyle reddetmişti.
Sarkozy’nin hedefi
Eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, AB'nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamasına onay vermesinin ardından, üzerindeki yoğun siyasi baskıyı giderebilmek amacıyla 2005 yılında AB'ye yeni üye olacak ülkeler için doğrudan referandum yapılmasına olanak sağlayan bir anayasa değişikliğine gitmişti. Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, özellikle küçük Balkan ülkelerinin AB üyeliklerinin referandumla engellenmemesi için, referanduma ya da parlamentonun onayına gitme kararının, cumhurbaşkanına verilmesini istemişti.
Anayasa paketi, cumhurbaşkanının parlamento genel kurulunda da konuşma hakkına sahip olmasını öngörüyor. Yeni değişikliğe göre, cumhurbaşkanı üst üste en fazla iki dönem seçilebilecek. Bakanların, aynı zamanda büyük kentlerde belediye başkanı veya bölge konseyi başkanı olmasına da sınırlama getirilecek. Parlamentoya, anayasa mahkemesi veya önemli kamu kuruluşlarına yönetici olarak aday gösterilecek kişileri veto hakkı tanınıyor.
12:30 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
21/07/2008
PEW ARAŞTIRMASI: ORTADOĞU, OBAMA'YA GÜVENMİYOR

Amerikan araştırma şirketi PEW, ABD'de Demokratların başkan adayı Barack Obama'nın, Avrupa ve Ortadoğu'ya yapacağı gezi öncesi dünyanın nabzını tuttu. Başkanlık için yarışan Obama ile McCain'in ülkelere göre güvenilirlik istatistiğini çıkaran PEW'in Küresel Tutum anketine göre, Avrupalılar McCain'e karşı yarışan Obama'ya daha çok güveniyor. Obama'nın popüler olduğu Avrupa ülkeleri arasındaki Fransa'nın yüzde 84'ü, Almanya'nın yüzde 82'si, İngiltere'nin ise yüzde 74'ü Demokratların adayına daha çok güven duyuyor.
Ancak Obama'nın Ürdün, İsrail ve Irak'ı kapsayacağı belirtilen Ortadoğu gezisinin çok da sıcak geçmeyeceği belirtilirken, Demokrat adayın ABD'nin dış politikadaki tutumu nedeniyle Ürdün'de -bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi- olumsuz bir tavırla karşılacağı tahmin ediliyor. Ankete katılan Türkiye'de yüzde 20'lik kesim Obama derken, McCain'i güvenilir görenler ise sadece yüzde 5'te kaldı.
10:26 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
18/07/2008
Economist: Erdoğan fırsatları kaçırdı

Economist dergisi, Türkiye'de Adalet ve Kalkınma Partisi'ne karşı açılan kapatma davasıyla ilgili gelişmeleri "Bayraklar, peçeler ve şeriat" başlıklı bir yazıda yorumlamış. Dergi, davanın ardında varoluşsal önemde gördüğü "Türkiye ne ölçüde İslamcılaştı?" sorusunun yattığını belirtiyor ve makalede bu sorunun yanıtı aranıyor. Makalede kapatma davasının açılmasından bu yana Türkiye'de bir kargaşa yaşandığı belirtiliyor. Gözlemcilerin de AKP'nin kapatılacağına inandığı kaydediliyor. Ancak Economist, Savcı Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddianamesinde somut kanıtları olmadığını öne sürüyor.İddianamenin çoğunun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kurmaylarının yaptıklarına değil, söylediklerine dayandığı belirtiliyor. AKP'nin İslami değerleri savunduğunu belirten dergi, buna karşın hiç Kuran'dan esinlenen yasalar geçirmeye çalışmadıklarını vurguluyor ve şöyle devam ediyor; "Ama bunların hiçbiri AKP'ye karşı 'yargı darbesi'ndeki itici güç olduğuna inanılan, Türkiye'nin müdahaleci generallerini etkilememiş gibi gözüküyor. Generaller ve müttefikleri Atatürk'ün laik cumhuriyetinin geleceğinin tehlikede olduğuna inanıyor."
"Benzer tartışmalar 1996'da İslamcı Refah Partisi iktidara geldiğinde de duyulmuştu. Bir yıl sonra, şu anda AKP'ye yöneltilen suçlamalar nedeniyle kansız, 'kadife bir darbeyle' iktidardan uzaklaştırıldılar. Ama her müdahaleden sonra İslamcılar daha güçlü geri döndü".
'Erdoğan fırsatları kaçırdı'
Atatürk devrimlerinden, mahalle baskısı tartışmalarına ve Aleviler'in şikayetlerine dek birçok konuya değinen yazının sonunda, adı açıklanmayan üst düzey bir AKP yetkilisinin "Erdoğan laiklere elini uzatmak için çaba harcamış olsaydı, bugünkü noktada olmayabilirdik" sözlerine yer veriliyor.
Economist Erdoğan'ın bu anlamda bir kaç şansı da kaçırdığını belirtiyor ve devam ediyor;
"Bu şansların ilki, AKP geçen sonbaharda 1980'de generallerin yazdığı anayasanın yerini alacak metni yazarken geldi. Erdoğan laik muhaliflerine danışma zahmetine girmedi. Üniversitelerde türbana izin veren yasa değişikliğini geçirirken de onları yok saydı. Erdoğan'ı eleştirenler büyük seçim zaferinin başını döndürdüğünü söylüyor. ' Bir AKP milletvekili 'Erdoğan hiçbir öğüt ve eleştiriyi kabul etmiyor. Bir tirana dönüştü" diye fısıldıyor. Dönüşmüş olabilir. Ama bu partisinin kapatılmayı, kendisinin de siyasetten yasaklanmayı hak ettiği anlamına da gelmiyor"
Gül: Beynimi değil, başımı örtüyorum
Times gazetesi de, Times2 ekinde Türkiye'deki türban tartışmalarını kapak konusu yapmış. Türkiye'deki laikleri temsil edenlerden, türban takanlara pek çok kesimin görüşlerinin yansıtıldığı yazıda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrunnisa Gül'le yapılmış bir röpörtaj da var. Gül, röpörtajı yapan Janice Turner'a "Ben sizi sarı saçlarınız var diye yargılamıyorum. Ben başımı örtüyorum, beynimi değil" diyor. Gül, "Türbanın, kadınları takmaya zorlayabileceğiniz bir şey olduğuna inanmıyorum. İran'da öyle yaptılar. Ama Türkiye farklı bir toplum. Bazı ailelerde türban takanlar da, takmayanlar da var. Biz bu farklı tercihlere alışkınız" şeklinde konuşuyor.
'Türbanlılar siyasi iklimi değiştirdi'
Makaleyi kaleme alan Turner, İslam'ın, türban takan kadınların şahsında, zorla değil, ama artan sayılarıyla siyasi iklimi değiştirdiği tespitinde bulunuyor. 30 yıl önce İstanbul'da sadece hizmetçi kadınların ve kenti ziyaret eden köylülerin türban taktığını ifade eden yazar şöyle devam ediyor; "Ama son yıllarda hırslı ve dindar bir orta sınıf yükselişe geçti ve şehirlere yayıldı. Siyasi alandaki sesleri olarak da AKP iktidara geldi ve kendilerine olan güvenleri arttı. Şimdi laikler Starbucks'larda, şık restoranlarda ve en iyi üniversitelerde yanlarında türbanlı kadınların oturduğunu görüyorlar. Artık sadece kentin kendilerine ait bölümlerinde kalmıyorlar."
Times, başyazılarından birini de Türkiye'ye ayırmış.
"Türkiye için mücadele başlıklı yazıda, "Demokrasiye tehdit olan kızgın generaller, türban değil" deniyor. Dikkat çeken satırlar şöyle; "Batılı hükümetler konuyu olduğu gibi, bir yargısal darbe girişimi olarak görmeli. Hukuki dayanakları yetersiz. Başarılı olursa, Türkiye'nin zaten sorunlu olan Avrupa Birliği'ne giriş sürecini raydan çıkarabilir. Birçok AKP taraftarının da sandıklardan umudunu kesmesine yol açabilir." "Aralarında üst düzey generallerin de bulunduğu kişilerin bu ay toplu halde tutuklanmaları bazıları tarafından keyfi ve otoriter bulundu. Ancak bunun tehlikedeki bir demokrasinin kendisini savunması olarak algılanması daha iyi olur."
'Erdoğan başka kesimleri de yanına almalı'
Times'ın başyazısında Başbakan Erdoğan'a yönelik de bazı tavsiyeler dile getiriliyor. Times, Erdoğan'ın eğitimli şehirli kesimleri ve entellektüelleri de yanına alması gerektiği görüşünde. Gazete, bu kesimlerin de Anadolu'nin içleri kadar, Türkiye'nin kimliği ve zenginliğinin bir parçası olduğunu söylüyor. Times, Erdoğan'ın kamudaki atamaları şeffaf ve liyakat prensibine dayanarak yapıp, eğitimli ve şehirli kesimleri de yanında tutması gerektiğini belirtiyor. Gazete, söz konusu olanın, hem dindarlar, hem de inançsız yaşama hakkına bağlı olanlar için demokrasiye saygı olduğunu kaydediyor.
10:55 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
17/07/2008
'Çin 3. ekonomik dev olacak'

Çin, ekonomisinin yılın ilk yarısında yüzde 10,4 oranında büyüdüğünü açıkladı. Bu, Çin'de ekonomik büyümenin az da olsa yavaşladığını gösteriyor. Çin Ulusal İstatistik Bürosu'nun açıkladığı rakamlara göre 2008'in ilk çeyreğinde yüzde 10,6 olan büyüme, ikinci çeyrekte yüzde 10,1 oldu. Ülkede geçen yıl ise ekonomik büyüme yaklaşık yüzde 12'ydi. Çin'de büyüme oranın azalmasına gerekçe olarak, ABD ve Avrupa ekonomilerindeki daralmanın imalat sektörünü olumsuz yönde etkilemesi gösteriliyor.Ülkeden ABD ve Avrupa'ya yapılan ihracatta azalma var; ayrıca Çin'de iş yerleri kapanıyor, işsizlik artıyor. Fakat Çin'de iç tüketimin hala arttığına dikkat çekiliyor. Yıllık enflasyon ise Haziran ayı itibarıyla yüzde 7,1'e düşmüş durumda. Çin halen Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Almanya'nın ardından dünyanın en büyük dördüncü ekonomisine sahip.
Şangay'daki BBC muhabiri Quentin Sommerville, Çin'in bu yıl Almanya'yı geride bırakarak dünyanın en büyük üçüncü ekonomisine sahip olacağını söylüyor. Uzmanlar Çin ekonomisinin bu yıl da yüzde 10'un üzerinde büyüyeceğini, 2009'da büyümenin yüzde 9,5'e düşeceğini tahmin ediyor.
15:47 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
16/07/2008
OBAMA: SARIKLI VE CÜPPELİ !

Gazete, bu karikatürü İllinois senatörü Obama aleyhinde yürütülen "yanlış bilgilendirme ve korku kampanyasını" kınamak amacıyla yayınladığını da açıkladı. Başyazar David Remnick, kapak resminin, bazı çevrelerin yayınladığı Obama ve karısıyla ilgili karikatürlerin aslında gerçekle örtüşmediğini göstermek amacıyla kullanıldığını belirtti ve karikatürün "hiciv" anlamı taşıdığını vurguladı.
Obama'nın ekibinden Bill Burton ise "New Yorker gazetesinin yöneticileri, bu kapağın aşırı sağcıların Obama tasviriyle dalga geçtiğini düşünebilirler, ama okurların çoğu bunu incitici ve zevksiz bulacaktır" diyerek tepki gösterdi. Aşırı sağcı sitelerin pek çoğu, Obama'nın, Müslüman olduğunu iddia ediyor. Cumhuriyetçi rakibi John McCain de birkaç hafta önce Obama'yı "Hamas'ın adayı" olarak tanımlamıştı.
TÜRK DOSTU SENATÖR'DEN ÖNEMLİ TESPİT
ABD'de Demokrat Parti Florida Milletvekili Robert Wexler, Demokrat Parti'nin başkan adaylığını garantileyen Barack Obama'nın ABD Başkanı olduğu takdirde ilk hedefinin Irak'tan güvenli bir şekilde asker çekmek olacağını ve bunun için de Türkiye ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu söyledi.
ABD Temsilciler Meclisi'ndeki Türk dostluk grubunun kurucularından olan Wexler, piyasaya yeni çıkan "Fire Breathing Liberal" adlı kitabını, Türk asıllı Amerikalıların katıldığı bir toplantıyla tanıttı ve imzaladı.
Toplantıda konuşan Wexler, ABD Başkanı George W. Bush yönetiminin, Irak Savaşı'nda tek yanlı bir tutum alarak Türkiye'nin tepkisini topladığını ve Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verildiğini savunurken, Obama döneminde bunun değişeceğini ve Türk-Amerikan ilişkilerinin olumlu yönde ilerleyeceğini söyledi.
Yıllardır kendisini Türk-Amerikan ilişkilerinin ilerlemesine adadığını söyleyen Wexler, Obama'nın ilk dış politika önceliğinin, Irak'tan güvenli bir şekilde Amerikan askerlerinin çekilmesi olduğuna işaret etti.
Wexler, "150 bin Amerikan askerini Irak'tan güvenli bir şekilde çıkarmak için Türkiye ile işbirliği yapmamız gerekecek" dedi. Wexler, Obama döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinin sadece iyi gitmekle kalmayacağını, çok ilerleyeceğini kaydetti. Wexler Obama'nın, Bush yönetimi gibi "tek taraflı" kararlar almayacağını, BM ve NATO'nun rolüne saygı göstereceğini belirtti ve "Bence Obama dönemi, Türk-Amerikan ilişkilerinde çok olumlu bir dönem olacak" dedi.
14:33 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
05/07/2008
BİR HAFTALIĞINA YAZ TATİLİNE ÇIKIYORUZ :)

10:16 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
04/07/2008
KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN

10:06 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
03/07/2008
"Gözaltılar Türkiye'deki mücadelede yeni bir aşamaya işaret ediyor"

Yazı, "Türkiye'de 1980'deki askeri darbeye önderlik eden Kenan Evren Marmaris'te mutlu bir emeklilik yaşamı sürüyor. Diğer Türk generaller ise sessizce kenara çekilmeyi reddediyor" ifadeleriyle başlıyor. Vincent Boland, son olarak gözaltına alınanlar arasında, eski Birinci Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve eski Jandarma Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur'un da olduğuna dikkat çekmiş. Görüşlerine yer verilen kişilerden gazeteci Yavuz Baydar, Hurşit Tolon'un Adalet ve Kalkınma Partisi'ni "cumhuriyet için en büyük tehdit" olarak gördüğünü söylüyor.
'Hükümet ve genelkurmayın ortak işi olabilir'
Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Soli Özel'e göre ise Türkiye'de ordu içinde çeşitli kamplar olduğu açık. Daha alt rütbeli generallerin, ordunun üst kademesinin AKP'yle giderek daha uyumlu hareket etmesi nedeniyle mutsuz olabileceği belirtiliyor. "Belki de bu gözaltılar, hükümet ve genelkurmayın eşgüdüm içinde orduyu temizlemeye yönelik bir çabasıdır" diyor Soli Özel ve ekliyor: "Olayın bu boyutu da gözlerden kaçamaz".
Türkiye'nin yeni genelkurmay başkanı olması beklenen Kara Kuvvetler Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un dün yaptığı "soğukkanlı davranma" çağrısı da, Financial Times'ın sayfalarına yansımış.
Gazetenin bugünkü başyazısının başlığı ise "Türkiye krizde". Financial Times, Türkiye'nin anayasal bir krizin sancılarını çektiğini bunun da ülke ve dünya üzerinde derin etkilerinin olacağını belirtiyor. Gazete Avrupa'da saygı duyulan bir parti olduğunu söylediği AKP'nin sıkıntılı bir dönemden geçtiğini aktarıyor. Bu duruma gerekçe olaraksa, Türkiye'nin güçlü ordusu tarafından desteklenen geleneksel laik kesimlerin, AKP ve liderlerine karşı neredeyse darbe niteliğindeki bir dizi eyleme girişmeleri gösterilmiş.
'AB yaklaşımını gözden geçirmeli'
Financial Times'a göre, AKP muhafazakar olsa da popüler ve liberal bir parti. Aynı zamanda İslam'ın modern yüzünü temsil ediyor. "Umutlar AKP'yi devirmeye yönelik bu teşebbüsün, kısa sürede ve tamamen bertaraf edilmesi yönündedir" diyen gazete, Avrupa Birliği'ne de bir çağrıda bulunuyor. Financial Times, "Avrupa Birliği, Türkiye'nin birliğe katılımı konusunda fazla telaişa kapılmayı da artık bir kenara bırakmalıdır" diyor. Yazı şöyle noktalanıyor: "Bu kriz Avrupa Birliği için de bir uyarı niteliğinde olmalıdır. Avrupa Birliği Türkiye'yle bütünleşme konusundaki tereddütlü yaklaşımı üzerinde yeniden düşünmelidir.'' ''Eğer birlik üyesi ülkeler bugüne dek sürekli üyelik çıtasını yükseltmek yerine Türkiye'ye üyelik için net ve iyimser bir takvim sunsalardı; hem generaller hem de AKP, Avrupa hedefi üzerinde odaklanmış olurdu.'' ''Avrupa Birliği, Türkiye'ye yönelik kaçamak tavrına ve Türkiye konusundaki bölünmüşlüğüne son vermelidir. Ancak bunun için bugün çok geç."
10:35 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
02/07/2008
"Türkiye'yi tüketen iktidar mücadelesi yoğunlaştı"

'Geleceğe yönelik kaygılar arttı'
Financial Times Türkiye'deki gelişmeleri birinci sayfasına taşımış. Haberin başlığı, "Darbe soruşturması kapsamındaki gözaltılar, Türkiye'nin uzun vadedeki istikrarına yönelik kaygılara yenilerini ekledi".
Financial Times'ın Ankara muhabiri Vincent Boland, Ergenekon soruşturması kapsamındaki son gözaltıların, Ankara'da siyaseti felç eden ve mali piyasaları zayıflatan gerilimi daha da arttığını belirtiyor. Boland, hem AKP hakkındaki kapatma davasının hem de Ergenekon soruşturmasının, yatırımcıları ürküttüğünü aktarıyor.
Financial Times'ın piyasalarla ilgili olarak dikkat çektiği iki konu var. Bunların ilki, Türk yatırımcıların borsada satış trendini sürdürmesi ve borsanın günü yüzde 5,4 düşüşle kapatması. İkincisi ise İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda hisselerin yaklaşık yüzde 70'ine sahip yabancıların gelişmeleri izlemekle yetinmesi.
Yatırımcıların zaten, mali piyasalardaki kriz ve yükselen petrol fiyatları gibi başka kaygıları da olduğu vurgulanıyor. Financial Times'a konuşan Ekspres Yatırım Başekonomisti Güldem Atabay, AKP'nin muhtemelen kapatılacak olması beklentisinin, şimdiden piyasalarca satın alındığını söylüyor. Güldem Atabay'a göre "Türkiye'de siyasi istikrar bitti. Kısa ya da orta vadede de istikrar sağlanmayacak."
"Türkiye'yi tüketen iktidar mücadelesi yoğunlaştı"
Independent da Türkiye'deki gelişmelere tam sayfa ayırmış. İstanbul'dan Nicholas Birch'ün imzasını taşıyan habere iki fotoğraf eşlik ediyor.
Bunların birinde, gözaltına alınırken görülen eski Birinci Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon var. Diğerinde ise 2006'da Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazar Orhan Pamuk. Haberin başlığı, "İki general, Nobel ödülü sahibini öldürmek için komplo kurma iddiası üzerine gözaltına alındı".
Haberde Hurşit Tolon'la birlikte atıfta bulunulan diğer kişi, eski Jandarma Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur. Independent komplocu oldukları belirtilen kişilerin, "Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak için silahlı isyan planladığı" şeklindeki suçlamayı aktarıyor.
Gazeteye göre dünkü gelişmeler, yani hem yeni gözaltılar hem de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın sözlü açıklaması, Türkiye'yi tüketen iktidar mücadelesinin aniden yoğunlaşması anlamına geliyor.
Independent'ın haberinde Türkiye'de bazı gazetecilerin son gelişmelerle ilgili yorumları da aktarılıyor. Değerlendirmeleri habere taşınan gazeteciler arasında, kapanan Nokta dergisinin eski genel yayın yönetmeni Alper Görmüş de var.
Dergi, emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen ve Türkiye'de 2004'te darbe hazırlıkları olduğuna ilişkin bilgilerin bulunduğu "Darbe Günlükleri" haberini yayımlamıştı. Alper Görmüş "İnsanlar Türkiye'nin krizde olduğunu söylüyor, haklılar." deyip, ekliyor: "Ancak hangi devrim krizsiz gelir ki?"
"AKP kapatılırsa AB süreci durabilir"
Ergenekon soruşturmasındaki son gözaltılar, Daily Telegraph'ın haberinin sadece son cümlesinde yer alıyor. Gazete, Adalet ve Kalkınma Partisi hakkındaki kapatma davasında yaşanan son gelişmelere ağırlık vermiş. Daily Telegraph'ın diplomasi editörü David Blair, Türkiye'nin dün siyasi bir kargaşayla yüzleştiği görüşünde.
Blair, "Eğer yargıçlar AKP'yi yasaklama kararı alırlarsa, Türkiye Avrupa Birliği üyelerinden istenen demokratik standartları ihlal ettiği için süreç durdurulabilir" diyor.
"Modern gelecek şansı yok olup gidiyor"
David Blair'le aynı görüşteki Times'ın dış haberler editörü Bronwen Maddox da, Türkiye'nin bir kargaşaya sürüklendiğini vurguluyor. Maddox'ın yazısının başlığı, "Türkiye'nin geçmişi, liberal bir geleceğe yönelik umutları yıkıyor".
Yazara göre Türkiye'nin müttefikleri, aylarca, eski nesil milliyetçi generallerin genç ve Avrupa'ya dönük siyasetçilerin önünü açacağını umdular ancak bu olmayacak.
"Görünen o ki, Türkiye'nin daha liberal ve modern bir geleceğe sahip olma şansı yok olup giderken, ülkenin kimliği için verilen mücadele daha da kötü bir hal alacak." diyor Maddox.
Times'ın diplomasi editörü yazısında, Türkiye'de türban yasağına da değinmiş:
"Bu tip bir yasak, Türkiye'nin dönüştüğü daha liberal ve modern demokraside giderek zorlaşıyor. AK Parti'nin tek bir değişim yapma isteğini, İslam'ın devlete eklenmesi olarak yansıtmak da adil değil.
"Ancak bunun iktidar partisinin niyeti olduğunu ima etmek adil değil. Söz konusu parti altı yıllık iktidarı süresince liberaldi, insan haklarına daha saygılıydı ve Avrupa Birliği üyeliğiyle ilgilendi. Başsavcının iktidar partisini yasaklamaya çalışma kararı fecidir. Bu, Türkiye'yi, fitilini söndürmesi zor olacak bir cepheleşmeye götürüyor. Ayrıca Türkiye'yi Avrupa'dan daha da uzaklaştıracağı da neredeyse kesin."
"Siyasi sistem çöküşe yaklaştı"
Guardian muhabiri Robert Tait'e göre ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Anayasa Mahkemesi'ne sözlü açıklaması öncesi duyurulan gözaltılar, Türkiye'nin sendeleyen siyasi sistemini çöküşe daha da yaklaştırdı.
Gelişmeleri bugünkü başyazısına da taşımış Guardian... Yazının başlığı ise "Demokrasi ve hukuk". Guardian'a göre Türkiye'nin yasal sistemi, giderek AKP ve laik karşıtları arasındaki mücadelede daha tehlikeli bir savaş alanına dönüşüyor. Gazetenin altını çizdiği tehlike ise tarafların Türkiye'nin siyasi ve anayasal dokusuna onarılamaz ölçüde zarar vermeleri:
"Türkiye bu noktaya parlamenter siyasete fazla aldırmadan etkinliğini sürdürmüş eski elitin, parlamentoda gücü ele geçiren yeni sosyal güçleri kabul edememesi sonucu geldi. Türkiye'nin bu dönüm noktasına gelmesinin eşit derecede bir başka nedeni de, AKP'nin akıllıca olmayan bir şekilde avantajını zorlayarak, tarafsızlığı net bir siyasetçiyi cumhurbaşkanı seçmemesi ve kadınların türbanla üniversitelere gitmelerine izin verecek yasa değişiklikleri peşinde koşması."
Guardian başyazısını "Uzlaşma fırsatları kaçırılmış olsa da, tamamen ortadan kaybolmamış olabilir." mesajıyla noktalıyor. Gazeteye göre, gizli bir komplo iddiasına yer vermeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın iddianamesi belki sonuçta zayıf çıkabilir, bu da Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatmaktan kaçınmasına izin verir.
"Bu sırada perde arkasında, partiler de barışabilir." diyor Guardian ve ekliyor: "Ya da en azından, Türkiye'nin ulusal çıkarlarının önceliği hak ettiği üzerinde anlaşabilirler."
12:40 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
Sivas Katliamı'nın 15. yılı

2 Temmuz 1993'te Cuma namazını takiben camilerden çıkan binlerce kişinin Pir Sultan Abdal Şenlikleri için kente gelen çoğu Alevi konuğu protesto etmek için başlattığı olaylar kısa sürede linç girişimine dönüşmüş, 37 kişi ölmüş, aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu onlarca yazar ölümden dönmüştü.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, dün yaptığı açıklamada, ''En geç gelecek yıl 2 Temmuza kadar orada bütün oteli kapsayan, belki binayı kapsayan, en azından o lokantanın bulunduğu alanı kapsayan ve acılarımızı unutmamızı sağlayan bir düzenlemeyi, bir anma vesilesi yaratacak olan düzenlemeyi mutlaka gerçekleştireceğiz'' demişti. Günay, Madımak Oteli'nin girişindeki kebap lokantasının kapatılması, yerine bir kitapçı, çiçekçi açılması ve bir anma vesilesi yaratacak olan düzenlemeye tabi tutulması konusunda bir girişimde bulunduklarını ancak henüz sonuç alamadıklarını da belirtmişti.
11:20 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
26/06/2008
SİZİNLE GURUR DUYUYORUZ !

15:22 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
20/06/2008
DOĞAR MI DOĞAR !

14:09 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
16/06/2008
Türkiye Çekleri "Tahsil" Etti...

:)))
14:22 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
06/06/2008
80 YIL ÖNCE - 80 YIL SONRA

'Ne mutlu Türküm diyene'
ATATÜRK
80 yıl sonra
'Sen ne mutlu Türküm dersen o da ne mutlu kürdüm der. Türklük yerine Türkiyelilik bilinci yerleştirilmelidir'
Tayyib Erdoğan
'Cumhuriyetin ilanı İstanbul'un tarihi değerini ve saygınlığını düşürmüştür'
Kadir Topbaş
'Kürtlerin geleceği ve özgürlüğü için Türk askerinin kanının oluk oluk akması gerekir'
Leyla Zana
'Toprak tek başına bir anlam ifade etmiyor. APO Türklere Allahın bir lütfüdür.
İnsanları öldürmek yerine Kürtlere istedikleri toprakları vermek gerekir'
Ahmet Altan
'Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir'
M. Ali Birand
'Atatürk öldüğünden beri hala zenginlik ve özgürlük üretemiyorsak sebebi Kemalizm'dir'
Ahmet Altan
'Vatan sevgisi nedir ki? Vatanı seveceğinize gidin evde karınızı sevin'
Çetin Altan
'Memleketi bir çift kadın memesine satarım'
Ahmet Altan
'Kimse söylemiyor bari ben söyleyeyim. Türkiye'de 1 milyon Ermeni'yle 30 bin Kürt katledildi'
Orhan Pamuk
'Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sırtımızı Amerika'ya dönmeliyiz'
Fetullah Gülen
'Boğazlar milletler arası bir komisyona devredilmelidir'
Rahmi Koç
10:20 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
05/06/2008
İSTANBUL'UMUZA HAYIRLI OLSUN

İstanbul Kent Orkestrasi yeni müdürü Celal Sevencan, 1954 yılında Trabzon'un Of ilçesinde doğdu. 1975 yılında tamamladığı ortaöğreniminin ardından, 1976 yılında Samsun Yüksek İslam Enstitüsü'ne girdi ve 1981 yılında mezun oldu.Kuruluşu
Meslek hayatına 1982 yılında Bitlis Merkez Atatürk Ortaokulu'nda öğretmen olarak başladı.
Bitlis ve Samsun'da çeşitli okullarda öğretmen, müdür yardımcısı ve müdürlük görevlerinde bulundu.
1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi Samsun Tekkeköy İlçe Belediye Başkan adayı olarak seçimlere girdi.
Seçimlerin ardından aynı yıl içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yazı İşleri Müdürü olarak göreve başladı.
1995 yılında atandığı Mezarlıklar Müdürlüğü'ndeki 5 yıllık hizmetinin ardından
1999 yılında İtfaiye Daire Başkanlığı'na Programcı olarak atandı.
01.05.2001 tarihinde Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğü'ne getirilen Sevencan,
17.11.2004 tarihinde Katı Atık Yönetimi Şube Müdürlüğü'ne Asaleten Müdür olarak atanmıştır.
04.08.2006 tarihinden itibaren Kent Orkestrası Müdürlüğü'ne asaleten atanmış olan Sevencan, evli ve 5 çocuk babasıdır.
1989 yılında kurulan Kent Orkestrası Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı''na bağlı olarak görev yapıyor. Müdürlük, temel olarak bünyesindeki iki sanat topluluğunun sanat faaliyetlerinin organizasyonuyla sanatçı ve idari personelin özlük işlemlerini yürütmek, genel idareyi sağlamakla görevlidir. Halen, fiili olarak 2 müdür yardımcısı 41 kişilik Kent Orkestrası sanatçı kadrosu, 35 kişilik Belediye Bandosu, bir şef, üç memur ve üç hizmetli ile çalışmalarını sürdürmektedir
Görevleri
-Müdürlük, müzik sanatının toplumsal işlevine uygun olarak halkın kültürel üretiminin, eğitiminin, sanat seviyesinin ve bilincinin yükseltilmesine katkıda bulunmak,
-Ulusal ve evrensel müzik kültürünü yerleştirmek gayesi ile kapalı salon ve açıkhava veya park konserleri ve belirli programlar ve toplantılar sırasında periyodik konserler vermek,
-Ayrıca Müdürlük bünyesindeki bando birimi ile açılış, kapanış, karşılama, uğurlama çeşitli kutlama günlerinde seremoni görevleri ile özel kuruluşların talebi üzerine ücretli görevleri yerine getirmek.
11:35 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
04/06/2008
ATATÜRK'LÜ TIME EN DEĞERLİ DERGİ!

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kapak olduğu ‘TIME’ dergisi açık arttırmada 16 bin YTL’ye satılarak derginin bugüne kadar satılan en değerli sayısı oldu. Antik A.Ş’nin 253. müzayedesinde, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kapak olduğu Time dergisi 16 bin YTL’ye satılarak ‘bugüne kadar satılan en değerli Time dergisi’’ oldu.Swissotel’de dün yapılan ve 300 eserin satışa sunulduğu müzayedede, en yüksek değere ulaşan eser, ressam Şeker Ahmet Paşa’nın ‘Narlar ve Ayvalar’’ isimli çalışması oldu.
TÜRK RESSAMLARDAN REKOR
Açılış fiyatı 1 milyon 100 bin YTL olan eser, 1 milyon 300 bin YTL’ye alıcı buldu. ‘Narlar ve Ayvalar’’ çalışması, ressamın dünya piyasalarında satılan ‘en değerli eseri rekoru’’nu kırdı ve dünyada satılan ‘en değerli üçüncü Türk resmi’’ oldu. Şeker Ahmet Paşa’nın yanı sıra, İbrahim Çallı, Hoca Ali Rıza, Feyhaman Duran ve Mahmut Cuda gibi önemli Türk ressamlarının eserlerinin ‘dünya satışı rekorları’’ kırdığı müzayedede, 1958 Rolls Royce model klasik otomobil 140 bin YTL, Edirne sediri 220 bin YTL ve tombak tepsi 270 bin YTL gibi fiyatlara ulaşarak rekor kıran eserler arasında yer aldı.
11:35 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
03/06/2008
Türkiye Amerika'yla Nükleer İşbirliği Yapacak

Dışişleri Bakanlığı, Amerika ile Türkiye arasındaki nükleer işbirliğinin nükleer malzemenin yayılmasını önleme anlaşmasına uygun olarak yapılacağını bildirdi.
Anlaşmanının Amerikan Kongresi tarafından da onaylanması gerekiyor. Milletvekillerinin plana karşı çıkmak için 60 günlük süreleri var.
10:46 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
29/05/2008
Almanya'da telekulak skandalı büyüyor

Henning Hübert / Bonn"Deliller savcılığa verilsin"
Alman telekomünikasyon devi Deutsche Telekom'un adının karıştığı telekulak skandalının boyutları büyüyor. Financial Times Deutschland gazetesi, muhabirlerinin 2000 yılında da dinlendiğini ve izlendiğini yazdı. Almanya'da ortaya çıkan telekulak skandalının, 2002 - 2006 yılları arasında Telekom şirketini yöneten Kai-Uwe Ricke dönemiyle sınırlı olduğu düşünülüyordu. Bu dönemde yönetim kurulunun, hangi şirket çalışanının hangi gazeteciye şirket bilgilerini sızdırdıklarının tespit edilmesi amacıyla telefon konuşmalarını dinlenmesi talimatını verdiği ortaya çıkmıştı. Ancak yasadışı dinleme faaliyetlerinin bu dönemle sınırlı olmadığı ve yıllar önce başladığı iddia edildi. İddianın sahibi Financial Times Deutscland gazetesi. İddialarını edindiği ipuçlarına dayandıran gazete, 2000 yılında muhabirleri Tasso Enzweiler'in sadece telefon görüşmelerinin dinlenmediğini, ayrıca dedektifler aracılığıyla gazetenin Köln'deki bürolarına gizli kameralar yerleştirilerek gazetecinin kiminle görüştüğünün tespit edilmeye çalışıldığını bildirdi.
Ortaya atılan bu iddialar üzerine Telekom sözcüsü, şirketin söz konusu iddia hakkında bilgisi olmadığını ve gerçeğin ortaya çıkması için gazetenin elindeki bilgileri savcılığa iletmesi gerektiğini söyledi. Telekom Denetleme Kurulu da Yönetim Kurulu Başkanı René Obermann'a destek çıktı. Telekom Sözcüsü Philipp Schindera, Rene Obermann'ın geçtiğimiz yıl yaz aylarında Capital dergisinden Reinhard Kowalewsky'nin dinlendiği konusunda bilgilendirildiğini söyledi.
"Şirket zor bir dönemden geçiyordu"
Sözcü Schindera, o dönem savcının ve kamuoyunun neden bilgilendirilmediği sorusunu şöyle yanıtladı: "O dönem Telekom'da grev yapılıyordu ve şirket zor bir dönemden geçiyordu. Bu nedenle bu olay kamuoyuyla paylaşılmadı. Bizler alınan önlemlerin yeterli olduğunu düşünmüştük. Güvenlikten sorumlu yöneticilerinin görüşleri bu yöndeydi. Güvenlik birimleri yeniden yapılandırıldı ve Federal Emniyet Teşkilatı'nın eski başkan yardımcısı ek denetim sağlamak amacıyla görevlendirildi." Schindera, daha sonra savcılığa başvurma kararını "Doğru ve kabul edilebilir olmayan bazı olaylar yaşandığı izlenimini edindikten sonra aldıklarını söyledi ve "Kendi yöntemlerimizle bunları açıklığa kavuşturamadığımız ve kavuşturmak istemidiğimiz için savcılığa başvurduk. Bu onların görevi" diye konuştu.
Soruşturma Bonn savcılığında
2005 - 2006 yıllarında yüzlerce ekonomi muhabirinin yanı sıra Telekom yöneticisi ve denetim kurulu üyelerinin de telefon görüşmelerinin takip edildiği belirtiliyor. Ve bunun şirketin üst düzey yönetiminin talimatları doğrultusunda yapıldığı kaydediliyor. Bu yolla basında yer alan haberlerin kaynaklarının tespit edilmeye çalışıldığı bilgisi aktarıldı. Şimdi dikkatler, skandalı hangi hukuki süreçle aydınlatmayı hedeflediği merak edilen Bonn savcılığına çevrildi.
17:49 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
28/05/2008
Katliamlar Filistin'de günlük hayatın bir parçası !






BÜTÜN DÜNYA ASLINDA BU KATLİAMLARI BİLİYOR FAKAT KİMSE SES ÇIKARMIYOR.
KÜRESELLEŞME VE SÖMÜRGECİLİK ADINA EMPERYALİST ÜLKELER BORULARINI ÖTTÜRÜYORLAR.
11:40 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
26/05/2008
Barzani: Amerikan Askeri Çabuk Çekilmesin

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Neçirvan Barzani, Amerikan askerlerinin 2003 yılında Saddam Hüseyi’ni devirmesinden bu yana Irak’ta sağlanan ilerlemelerin küçümsenmemesi gerektiğini kaydetti. Barzani ayrıca, Irak’ın durumunun özel olduğunu ve sabır gerektirdiğini savundu.
Neçirvan Barzani, bölgesel Kürt yönetimin terörle mücadelede kararlı olduğunu da belirtti. Barzani, Kuzey Irak’ta Türkiye ve PKK arasındaki çatışmaların siyasi çözüm gerektirdiğini öne sürdü. Türkiye ve Amerika PPK’yı terörist örgüt sayıyor.
12:18 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
24/05/2008
LÜTFEN SESSİZLİK !

AFİŞİ İNDİRMEK İSTERSENİZ TIKLAYIN LÜTFEN :
SESSIZLIK.jpg
16:55 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
21/05/2008
ETA'ya Fransa'da darbe

İspanya'daki ayrılıkçı örgüt ETA'ya yönelik Fransa'da düzenlenen operasyonda, aralarında örgütün lideri olarak bilinen Thierry lakaplı Francisco Javier Lopez Pena'nın da olduğu 4 örgüt üyesinin yakalandığı bildirildi. İspanyol ve Fransız jandarmalarının Fransa'nın güneyindeki Bordeaux kenti yakınlarında ortak düzenlediği operasyonda yakalandığı belirtilen Thierry'nin, ETA'nın 2006 yılındaki son ateşkes ilanından bu yana liderliğini yaptığı ifade edildi. ETA'nın siyasi ve askeri kanadının lideri olan 50 yaşındaki Thierry'nin 1980 yılında örgüte girdiği, bir ara yasa dışı Batasuna partisinin de sözcülüğünü yaptığı ve 1983 yılından bu yana kaçak olduğu açıklandı.Thierry'nin son olarak 2006 yılının Aralık ayında ETA'nın, Madrid'deki Barajas havaalanının otoparkında düzenlediği ve 2 kişinin ölümüne yol açan saldırıya karışanlar arasında olduğu belirtildi.
Eski parlamenter de yakalandı
Polisin açıklamasında, Thierry ile birlikte yakalanan biri kadın 3 örgüt üyesinin Ainhoa Ozaeta Mendiondo, İgor Suberbiola ve yasa dışı Batasuna partisinden eski Bask parlamenteri Jon Salaberria oldukları ifade edildi. İspanyol basını, Ainhoa ve Jon'un, ETA'nın ateşkes ilan ettiği sırada sosyalist Zapatero Hükümeti ile müzakere masasına oturan isimler olduklarını iddia etti. Senegal'de olan İçişleri Bakanı Alfredo Perez Rubalcaba'nın, ETA'ya yönelik operasyonla ilgili bilgilendirildiği ve bugün öğle saatlerinde basın toplantısı düzenleyerek, açıklamalarda bulunacağı kaydedildi.
Bağımsız devlet istiyor
ETA örgütü (Euskadi Ta Askatasuna), kuzeydeki Bask bölgesinin bağımsızlığı için 1962'de kuruldu. Kurulduktan hemen sonra Madrid Üniversitesi'nde, tamamı solcu öğrencilerden oluşan gerilla üniteleri yapılandırıldı. Vur-kaç taktiği uygulayan örgüt, solcu bir rejimle Bask bölgesini İspanya'dan ayırıp bağımsız bir devlet kurmayı amaçlıyor.
Polis, güvenlik görevlileri ve adalet hizmetlerinde çalışan üst düzey yetkilileri hedef alan ETA, Fransa hükümetinin 1986'da, ETA üyelerini sınır dışı etme kararı alması üzerine eylemlerini İspanya'daki Fransızlara da yöneltti.
Örgütün 1968 yılından bu yana yaptığı saldırılarda yaklaşık 850 kişi öldü. Eylemlerini, araçlara bomba yerleştirerek ve silahlı saldırılar düzenleyerek yapan ETA, İspanya'nın yanı sıra Avrupa Birliği ve ABD tarafından da terör örgütleri listesine alındı. İspanya hükümeti, 2002'de Bask bölgesinin siyasi partisi Batasuna'yı, ETA'nın siyasi kanadı olduğu gerekçesiyle kapattı. Parti suçlamaları kabul etmedi. 2003 yılında 179 kişi ETA üyesi oldukları şüphesiyle tutuklandı. Çoğunluğu İspanya ve Fransa'da olmak üzere 2000 yılından tutuklanan ETA üyesi sayısı 650'ye ulaştı.
En kanlı eylemler
Örgütün en kanlı saldırısında 21 kişi öldü, 45 kişi yaralandı. Örgüt, 1987 yılının 19 Haziran'ında Barcelona'da bir süpermarketi hedef aldı. ETA'nın 1974 yılının 13 Eylül'ünde Madrid'de bir kafeteryaya yönelik saldırısında 12 sivil öldü. 1986 yılı 14 Temmuz'unda Madrid'de havaya uçan bomba yüklü otomobil 12 muhafızın ölümüne yol açtı.
Örgütün en kanlı eylemleri arasında, 11 Aralık 1987'deki eylem de bulunuyor. Saragoza'da bomba yüklü aracın infilak etmesiyle 11 kişi öldü. 18 Eylül 1998'de ateşkes ilan eden ETA, 3 Aralık 1999'da ateşkese son verdi.
11:33 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
20/05/2008
SATILAMAZ !

Yeni Vakıflar Kanunu ülkemizin ve ulusumuzun çıkarlarına aykırıdır.
Bu gerçekler, tüm yurttaşlarımıza mutlaka anlatılmalıdır.
GÖREV HEPİMİZİNDİR..!
...deniyor.
11:55 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
19/05/2008
HEPİMİZE KUTLU OLSUN !

14:58 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
13/05/2008
ABD'NİN 2013'TE YIKILACAĞI İDDİA EDİLİYOR !!!

Kehanetleri yüzünden mahkum olan, bir çok defa da idamın eşiğinden dönen kahin ve Dünya Matematik Felsefecileri Merkezi Kurucusu Sıddık Afgan, ABD'nin yakın bir zamanda yıkılacağını savunarak, "ABD'nin yıkılışı 2013 olarak görünüyor. Bu işlemde hata payı 5 yıldır" dedi.Matematik Felsefecisi Sıddık Afgan, 15 yıl aradan sonra yeniden inanılmaz iddialar ortaya attı. "Evrenin Sırları" ismini verdiği küresinde, evrendeki tüm galaksiler, yıldızlar ve sistemlerin hareketleri ve ülkelerin geleceğine yönelik bilgilerin yer aldığını iddia eden Afgan, SSCB'nin ve İran krallığının yıkılması, 1990 yılında İtalya'da oynanan dünya kupasının sahibinin Almanya olacağı, Irak savaşı gibi tarihi olayları "Evrenin Sırları" isimli küresi sayesinde önceden duyurduğunu söyledi.
Sıddık Afgan, küresinde dini ve ilmi bilgileri matematik mantığı kullanarak incelediğini belirterek, bugüne kadar hiç yanılmadığını öne sürdü. Afganistan Matematik Felsefecileri Merkezi Genel Müdürü Sıddık Afgan, "Ruslar, SSCB döneminde Afganistan'ı işgal ettiklerinde, Afganistan zengin bir ülkeydi. Rusya ideoloji sahibi bir ülke. Afganistan'dan ve Afgan halkından iyi dersler aldı, bu dersler doğrultusunda aklını kullandı. Rusya, Orta Asya'dan çekilirken tüm doğal zenginlikleri, oranın halklarına miras olarak bıraktı. Rusya, insan hakları anlamında halkına sahip çıkıyor. SSCB de Rusya Federasyonu bundan ödün vermedi . İnsana saygıyı ön planda tuttu. 20. yüzyılda Rusya ve Ruslar antipatik olarak görülürken, artık sahip oldukları ideoloji onlara doğru yolu gösterdi ve saygınlık kazanmalarını sağladı" diye konuştu.
"ABD'NİN YIKILIŞI 2013"
31 Mart 1976 yılında ABD tarafından açıklanan 200 filozof arasında isminin 4.sırada yer aldığını belirten Sıddık Afgan, ABD'ye ve ABD hükümetine ise eleştirilerde bulundu. Afgan, "ABD, Ruslar gibi ideoloji sahibi değil. Sadece şahsi çıkar ve kar gözetiliyor. ABD için 'insan hakları ülkesi' deniliyor ancak ABD, ülkesindeki insanlardan çok, beslediği köpeklerin haklarını ön plana çıkarıyor. 21 yüzyılda Amerika, artık değer kaybetmeye başladı ve çöküşe doğru gidiyor. Irak'a şahsi çıkarları için girdiler, imparatorluklarını yaymak istediler ama başaramadılar. Afganistan'da da başarısız oldular. Çünkü onlar, Afgan halkının çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını gözetti. Afgan halkının güven ve kalbini kazansaydı, burada kaybetme şansı yoktu" dedi. ABD'nin yakın tarihte yıkılacağını öne süren Sıddık Afgan, "Aklını kullanmaktan yoksun ABD'nin ömrü çok kısaldı. SSCB için kullandığım formülü şimdi de ABD için kullandım. Buna göre ABD'nin yıkılışı 2013 olarak görünüyor. Bu işlemde hata payı 5 yıldır" ifadelerini kullandı.
Sıddık Afgan yakın tarihte yıkılacağını iddia ettiği ABD'nin ardından dünyanın yeni süper gücünün İslamiyet olacağını savundu. Afgan, "Geleceğin hakimi inanç sahibi insanlar olacak" şeklinde konuştu.
Dünya ve Afganistan Matematik Felsefecileri Merkezi'nin Kurucusu Sıddık Afgan, ABD tarafından Matematik felsefecisi ve filozof olarak 31 Mart 1976 yılında resmen tanındı. ABD tarafından hazırlanan listede dünyadaki 200 filozof arasında 4. sırada yer alan Afgan, 15 matematikçi arasında da ikinci sırada yer aldı. SSCB Döneminde Lipski şehrinde pedagoji ve matematik alanlarında eğitim alan Sıddık Afgan, halen Afganistan'da Matematik Felsefecileri Merkezi'nin genel müdürü olarak görev yapıyor. Daha önce Taliban döneminde devlet memurluğu görevi de bulunan Afgan, yine aynı dönemde Puli Hişti Camii'nin imam yardımcılığı görevini yaptı. Afgan, daha sonra Afganistan Akademisi'nde akademisyenlik ve Taliban'ın yönetiminin üst düzey eğitim görevlerinde yer aldı. Sıddık Afgan ayrıca Molla Ömer'e de resmi olmasa da danışmanlık yaptı. Yaptığı açıklamalardan dolayı mahkum olan Afgan, birçok kez de idamla yargılandı.
18:06 Posted in 00-MANŞET | Permalink | Comments (0) | Email this
12/05/2008
İspanya’da laiklik tartışması

Din özgürlüğü tartışması Başbakan Zapatero'nun başını ağrıtıyor. İspanya’da kilise yönetimi, sosyalist hükümet tarafından hazırlanan Din Özgürlüğü Yasası’na sert tepki gösterdi. Kilise, “Sosyalistlerin tanrısız toplum yaratmaya çalıştığını” ileri sürdü. İspanya'da sosyalist Zapatero hükümetinin Din Özgürlüğü Yasasında reformlar yapacağını açıklaması, Katolik Kilisesinin sert tepkisine yol açtı.Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Maria Teresa Fernandez de la Vega'nın cuma günkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra, mevcut Din Özgürlüğü Yasasında değişiklikler yapılması gerektiğine inandıklarını söylemesi üzerine Toledo ve Valencia'dan 2 kardinal, Zapatero'yu "Tanrısız bir toplum yaratmaya çalışmakla" suçladı.
”Tanrı hesaba katılmıyor”
İspanyol Katolik Kilisesinin en önemli isimlerinden biri olan Toledo kardinali Antonio Canizares, "Tanrının hiçbir şekilde hesaba katılmadığı gerçek bir kültürel devrim yapılmak isteniyor. Laikliğin temelinde toplumumuzu engellemek yatıyor" derken, Valencia kardinali Agustin Garcia Gasco da "Katolikler öncelik değil, özgürlük ve saygı istiyorlar. Aktif bir vatandaş olmak için dindar birinin inancından ödün vermek zorunda kalması akıl almaz bir şey" dedi.
Geçen dönem eşcinseller arasında evlilik gibi bazı sosyal reformlar yaparak Katolik Kilisesini karşısına alan sosyalist Zapatero hükümeti, yeni dönemde de din eğitimi ve kürtaj gibi yine kilisenin tepkisine neden olan konularda daha fazla kişisel özgürlük getiren değişiklikler yapmak istiyor.
Hükümet: Hedef bütün dindarları korumak
Hükümet sözcüsü De la Vega, mevcut Din Özgürlüğü Yasasının 1980 yılından kalma olduğunu hatırlatarak, "Tüm dindarları korumak gerekir. Elbette Katolikleri de ama, bunun yanında Müslümanları, Yahudileri veya inanmayanları da" dedi.
"İspanya'da tek bir din özgürlüğü sorunu yoktur" diyen De la Vega, sadece yasanın eski olduğunu ve bundan kaynaklanan sorunları gidermek istediklerini söyledi.
19:59 Posted in 00-MANŞET